<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Sağlık</title>
         <link>https://www.sgkdunyasi.com/saglik/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[Deprem korkusu kronikleşiyor: Uzmanlar uyarıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Deprem korkusu kronikleşiyor, uzmanlar uyarıyor: Psikolojik dayanıklılık da afet hazırlığının bir parçası.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yaşayan milyonlarca insan, her sarsıntı sonrası artan kaygıyla baş etmeye çalışıyor. Uzmanlar, deprem korkusunun ‘normal’ sınırları aştığında, günlük yaşamı ve bedensel sağlığı etkileyen bir kaygı bozukluğuna dönüşebileceğine dikkat çekiyor. Deprem korkusunu yönetmenin mümkün olduğunu vurgulayan uzmanlar, “Sürekli tetikte yaşamak, gerçek bir yaşam biçimi değildir. İnsan zihni bu gerilime uzun süre dayanamaz” diyor.

Deprem Korkusu Yaşam Kalitesini Düşürüyorsa Bir Uzmana Gitmek Afet Çantası Hazırlamak Kadar Zaruridir



Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Önder Kavakçı, insanların bastıkları toprağı ve evlerini güvenli kabul ettiklerini, depremin bu inancı kökten sarstığını vurguluyor:“İnsanlar bastıkları toprağın, içinde bulundukları yuvanın güvende olduğunu varsayarlar. Eve girdiğinizde rahatlarsınız, emniyettesinizdir. Deprem, bu en güvende olduğumuz yerle ilgili inançlarımızı sarsar ve ‘hiçbir yer güvenli değil’ algısına yol açar.”

Kavakçı; “küçük sarsıntılar kısa sürede unutulabilir; ancak tekrarlayan depremler sürekli bir tehdit algısı yaratabiliyor. Böyle durumlarda kişi, o anda sarsıntı yokken bile sarsılıyormuş gibi hissedebilir. Masanın ya da koltuğun hafif hareketi bile alarm sistemini tetikleyebilir,” diyor.

Uzmanlara göre deprem korkusu belli bir düzeye kadar normaldir. Ancak belirli sınırları aştığında, anksiyete bozukluğu veya travma sonrası stres tepkisine dönüşebilir.
Kavakçı, bu durumda görülebilecek belirtileri şöyle sıralı yor:


	Sürekli tetikte olma, irkilme veya sarsıntı hissi
	Çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi
	Uyku bozuklukları, kabuslar
	Tahammülsüzlük, huzursuzluk, sinirlilik
	Hissizlik, duygusal donukluk veya boşluk hissi


Prof. Dr. Önder Kavakçı “Deprem sonrası bir iki gün süren tedirginlik normaldir. Ancak yoğun kaygı, sürekli korku hali ve bedensel belirtiler haftalarca devam ediyorsa profesyonel destek almak gerekir,” diyor.

Çocuklar Nasıl etkileniyor?



Depremler yalnızca yetişkinleri değil, çocukları da derinden etkiliyor.
Kavakçı, çocukların korku tepkilerini yetişkinlerden öğrendiklerini belirtiyor:

“Çocuklar tehlikeyi değerlendirmek için büyüklerine bakarlar. Ebeveynler sakin kalırsa çocuklar da olayı daha kolay atlatır. Ancak yetişkinler büyük reaksiyonlar verdiğinde, çocukta korku ve güvensizlik duygusu artar.”

Medyada deprem, fırtına veya felaket görüntülerine maruz kalmanın da çocukların zihinlerinde derin izler bırakabileceğine dikkat çeken Kavakçı, ebeveynlere şu önerilerde bulunuyor:


	Çocuklara yaşına uygun, doğru bilgiler verin.
	Korkularını küçümsemeyin, “bir şey olmaz” demeyin.
	Yanında olduğunuzu hissettirin, mümkünse yalnız bırakmayın.
	Televizyon veya sosyal medyadaki yıkıcı görüntülere sınırlama getirin.


Gerekli tedavinin zamanında yapılmaması, sorunların kronikleşmesine neden olabilir

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Klinik Psikolog Mader Bengisu Bilgen, depremin yol açtığı en önemli sorunlardan birinin, yaşadığı güvenli alanın tahrip olması nedeniyle kişilerin temel güven duygularının sarsılması olduğunu vurguluyor.

Sarsıntılara sürekli maruz kalmanın veya artçı sarsıntıların devam etmesinin, bireyin normal hayat a geçişini zorlaştırdığını ve deprem olma ihtimaline karşı tetikte olmasına neden olduğunu belirten Bilgen, “Güvenli bir ortamdayken ve üzerinden yeterince zaman geçmişken bile abartılı irkilme, en ufak sarsıntı ya da yüksek seste panikleme, sürekli tehlike varmış gibi tetikte olma tepkilerinin devam etmesi, psikolojik sorunların başladığına işaret edebilir” diyor.

Bilgen, deprem olmamasına rağmen sarsıntı hissetmenin, aşırı uyarılmışlık ve travma kaygısı belirtileriyle ilişkili olduğunu kaydederek, uzman yardımı gerektiren durumları şöyle sıralıyor: “Travmatik tepkilerin şiddetlenmesi ve kişinin işlevselliğini bozması; belirtiler dolayısıyla kişinin yaşam alışkanlıklarına (iş, eğitim, ilişkiler ve ilerleyen zamanda hobiler gibi) dönmekte güçlük çekmesi ve dönemeyeceğine dair kaygılanması.”

Travmanın etkileriyle başa çıkamayan bireylerde kalıcı sorunlar görülebileceğine dikkati çeken Bilgen, “Deprem gibi büyük doğal afetlerden sonra bireylerde uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları, disosiyatif bozukluk, alkol-madde bağımlılığı gibi psikolojik bozukluklar gelişebilir. Gerekli tedavinin zamanında yapılmaması, kişilerin işlevselliğinin sekteye uğramasına ve sorunların kronikleşmesine neden olabilir” uyarısını yapıyor.

Sinir sistemi, ritmik hareketle sakinleşir

Bilgen, travma sonrası iyileşmenin bedeni düzenleyerek de başladığına ve yürüyüş, koşu, bisiklete binme gibi tekrarlı hareketlerin psikolojik toparlanmayı hızlandırdığına değinerek, şu önerileri sunuyor:


	Günü yeniden yapılandırın.
	Uykuyu mümkün olduğunca koruyun.
	Tanıdık, güvenilir insanlarla bir arada olun.
	Konuşmak istemiyorsanız duygularınızı yazarak, resim yaparak, ağlayarak, müzik dinleyerek ifade edin.


Astrologların tahmin paylaşmasının ortak korkuyu olumsuz etkiliyor

Deprem uzmanı olmayan kişilerin, astrologların sosyal medya üzerinden tahmin paylaşmasının kaygıyı artırarak ortak korkuyu olumsuz etkileyebildiğine işaret eden Bilgen, “Depremin yol açtığı temel güven duygusunun sarsılması nedeniyle kişiler artık bilgilerin doğruluğunu araştırma yetisini kaybedip duyduklarına kolayca inanmaya başlayabilirler. Belirsiz ve güvenilmez paylaşımlar, temel güven duygusu sarsılan bireylerin kolayca yönlendirilmesine ve toplumsal kaygının derinleşmesine neden olabilir” diyor.

Enerji Ekonomisi
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/11/deprem-korkusu-kroniklesiyor-uzmanlar-uyariyor-9486.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/11/deprem-korkusu-kroniklesiyor-uzmanlar-uyariyor-9486.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/11/deprem-korkusu-kroniklesiyor-uzmanlar-uyariyor-9486-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/11/deprem-korkusu-kroniklesiyor-uzmanlar-uyariyor-9486.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/deprem-korkusu-kroniklesiyor-uzmanlar-uyariyor/3323/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 14:50:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[‘Kanser tedavisi, ilaç desteğinin yanında psikolojik desteğin de gerekli olduğu bir süreç’]]></title>
			<description><![CDATA[Kanser tanısı almış çocuklara hastalığı anlatmak da tedavi süreci kadar zor olabiliyor. Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV) psikologları, ailelerin en zorlandığı konulardan birinin de bu olduğunu söylüyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tedavi sürecinde hem çocuklar hem de aileler için psikolojik desteğin önemini vurgulayan psikologlar, “Kanser tedavisi, ilaç desteğinin yanında psikolojik desteğin de gerekli olduğu bir süreçtir” diyor.

 

ayrıntılar...

Türkiye’de maddi sorunları nedeniyle tedavileri aksama riski taşıyan çocukların tedavilerinin sürekliliğinin sağlanması, kanserle mücadelede önemli bir gereksinim olan psikolojik ve psiko-sosyal desteklerin sunulması ile birlikte çocuk psikolojisine uygun tedavi ortamının oluşturulması amacıyla kurulan Kanserli Çocuklara Umut Vakfı’nın (KAÇUV) psikologları, yeni kanser tanısı almış çocukların ve ailelerinin bu süreçte yaşadığı zorluklarla ve bu süreçteki psikolojik desteğin önemiyle ilgili bilgi verdi. Psikolojik desteğin tedavi sürecinde çocukların ve ailelerinin bu süreci daha sağlıklı bir şekilde yönetmesine yardımcı olduğunu belirten psikologlar, “Unutulmamalıdır: Kanser tedavisi, ilaç desteğinin yanında psikolojik desteğin de gerekli olduğu bir süreçtir” diyor.

 


Ailelerin en zorlandığı adımlardan biri hastalığı çocuğa nasıl anlatacakları


Yeni kanser tanısı almış çocukların ve ailelerinin süreciyle ilgili bilgi veren psikologlar, şunları söylüyor:

“Kanser tanısı, bir çocuğun ve ailesinin hayatında derin izler bırakan bir dönüm noktasıdır. Bu tanıyla birlikte yalnızca tıbbi bir süreç başlamaz; duyguların, rutinlerin ve ilişkilerin yeniden şekillendiği bir dönem başlar. Aileler tanıyı ilk öğrendiklerinde sıklıkla büyük bir şok yaşar. Kimi zaman tanının gerçekliğiyle yüzleşmekte zorlanır, kimi zaman da ‘Neden biz?’ sorusu bu sürecin ilk günlerine eşlik eder. Üzüntü, korku ve kaygı gibi duygular aynı anda yaşanabilir. Tanıyla birlikte günlük yaşam hızla değişir. Okul, iş, ev düzeni gibi alışılmış yapıların yerini hastane kontrolleri, tedavi planları ve yeni bir tempo alır. Aile içinde roller yeniden şekillenir. Maddi yük artabilir, sosyal çevre daralabilir. Bu durumdan diğer çocuklar da etkilenebilir. Ailelerin en zorlandığı adımlardan biri de hastalığı çocuğa nasıl anlatacaklarıdır. Bu noktada çocuğun yaşı ve gelişim düzeyi göz önünde bulundurulmalıdır. Küçük yaşlardaki çocuklara hastane süreci ve tedaviler basit ve güvenli bir dille anlatılırken, ergenlik dönemindeki çocuklar daha açık ve doğrudan bilgiye ihtiyaç duyar. Her durumda, çocuğa gerçeği saklamadan, duygularını ifade edebileceği bir alan tanımak en sağlıklı yaklaşımdır. Zamanla aileler tedavi sürecine, hastane ortamına ve yeni yaşam düzenine uyum sağlamaya başlar. Günlük planlamalar yeniden yapılır, hastane rutinleri bir düzene oturur. Bu süreçte duygular değişken olabilir; bazen güçlü, bazen yorgun hissedilebilir. Profesyonel psikolojik destek, bu dönemi daha sağlıklı atlatabilmek adına önemli bir kaynak haline gelir. Kanserle mücadele eden çocuklar ve aileleri, tanı sonrası dönemde destek ve dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyar. Onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek, fiziksel olduğu kadar psikolojik iyilik hallerini de güçlendirir. Zor zamanlarda yanlarında olmak; bir sözle, bir oyunla, bir destek eliyle bu yolculuğu daha dayanılır kılmak mümkündür.”

 


Çocuklar ve aileleri için psikolojik destek önemli


Kanser tedavisi gören çocukların ve ailelerin psikolojik destek almasının önemiyle ilgili de konuşan psikologlar, şu bilgileri veriyor:

“Kanser tedavisi gören bir çocuğun yaşadığı süreç yalnızca bedensel değil, aynı zamanda duygusal ve zihinsel yönden de oldukça yıpratıcıdır. Bu süreçte hem çocuklar hem de bakım veren aile bireyleri için psikolojik destek, tedavinin tamamlayıcı bir parçası olarak büyük önem taşır. Tanı ve tedavi süreci çocuklar için anlaşılması zor, çoğu zaman zorlayıcı bir deneyimdir. Hastane ortamı, fiziksel değişiklikler, sosyal yaşamdan kopma gibi durumlar; çocuklarda korku, yalnızlık, öfke ve kaygı gibi duyguları tetikleyebilir. Psikolojik destek; bu duyguların fark edilmesini, ifade edilmesini ve işlenmesini sağlar. Çocuklar, oyun, sanat ve beden temelli yöntemlerle duygularını daha kolay dışa vurabilir, hastalıkla baş etme becerilerini güçlendirebilir. Tedavi süreci sadece çocuğu değil, tüm aileyi etkiler. Günlük yaşamın düzeni değişir, belirsizlik artar, aile içinde roller yeniden şekillenir. Bu süreçte psikolojik destek, ailelerin duygusal yükünü hafifletir; suçluluk, üzüntü, kaygı gibi duygularla başa çıkmalarına yardımcı olur. Aynı zamanda, çocuğa nasıl yaklaşılacağı, kardeşlerin sürece nasıl dahil edileceği gibi konularda da yol gösterici olur.”

 


Psikolojik destek, ailenin süreci daha sağlıklı yönetmesine yardımcı olur


Psikolojik desteğin nasıl bir yarar sağladığıyla ilgili konuşan psikologlar, “Duygusal rahatlama ve destek, anlamlandırma ve baş etme yolları, aile içi iletişimin güçlenmesi, travmatik etkilerin önlenmesi ve uzun vadede psikolojik dayanıklılığın artması. Psikolojik destek, tedavi sürecinde çocuğun ve ailenin bu süreci daha sağlıklı yönetmesine yardımcı olur. Unutulmamalıdır: Kanser tedavisi, ilaç desteğinin yanında psikolojik desteğin de gerekli olduğu bir süreçtir” diyor.

 


Kanser tedavisi gören çocukların en çok zorlandığı alanlar


“Kanser tedavisi süreci, çocuklar için hem fiziksel hem de duygusal açıdan pek çok zorluk barındırır. Bu süreçte yaşanan bazı deneyimler, çocukların günlük yaşamında ve psikolojik uyumlarında önemli etkilere yol açabilir. Zorlayıcı deneyimler bağlamında tıbbi işlemler, yeni tanışılan yaşam kısıtlamaları, hastalığa ve tedaviye bağlı ortaya çıkan bedensel değişiklikler sıralanabilir” diyen psikologlar, kanser tedavisi gören çocukların en çok zorlandığı alanları ise şöyle sıralıyor:

- Tıbbi İşlemler: Tedavi sürecinde sık karşılaşılan iğne, damar yolu girişimleri, ilaç uygulamaları, tahliller ve genel hastane ortamı, çocuklarda kaygı ve korku oluşturabilir. Özellikle tekrar eden ve ağrılı işlemler, ilk deneyimde yaşanan zorlayıcı faktörler, tedaviye dair yanlış bilgi ve inanışlar bu deneyimlerin daha da zorlayıcı olmasına neden olabilir.

- Bedensel Değişiklikler: Tedavinin yan etkisi olarak ortaya çıkan saç dökülmesi, kilo değişimi, ciltte farklılıklar ya da hareket kısıtlılığı gibi fiziksel değişimler çocukların beden algısını ve özgüvenini etkilemektedir. Bu değişimler, özellikle sosyal ortamlarda çocukların kendilerini farklı ya da dışlanmış hissetmelerine yol açabilir. 

- Beslenme Zorlukları ve Beslenme Kısıtlamaları: Tedavi süresince bazı besin gruplarından uzak durmak gerekebilir. Besin tüketiminin bir başkası tarafından kontrol ediliyor olması ve karşılaşılan yasaklar çocuğun kendilik algısını, seçme özgürlüğünü ve kontrol etme dürtüsünü sekteye uğratmaktadır.  Yasakların yanı sıra; iştahsızlık, bulantı, tat değişiklikleri ya da tedaviye bağlı kilo değişiklikleri gibi nedenlerle de beslenme çocuklar için hem fiziksel hem de duygusal olarak zorlayıcı bir hal alabilir.

- İzolasyon ve Rutinlerden Uzaklaşmak: Okula gidememek, arkadaşlarından ve sevdiklerinden uzak kalmak, oyun alanlarından mahrum olmak gibi durumlar çocukların sosyal gelişimini ve duygusal dayanıklılığını etkileyebilir. Tedavi süresince ev ya da hastane ortamında uzun süre kalmak, çocuklarda yalnızlık hissini artırabilir.

 


KAÇUV Umut Merkezi’nde çocuklara ve ailelerine ücretsiz destek


KAÇUV’un yeni açılan Psikolojik Danışma ve Destek Umut Merkezi’nde verilen desteklerle ilgili de bilgi veren psikologlar, şöyle konuşuyor: 

“KAÇUV Psikolojik Danışma ve Destek Umut Merkezi, kanser tanısı almış çocuklar ve ailelerine yönelik disiplinler arası destek sunmayı ve bunu tek çatı altında yapmayı amaçlar. Burada hedef psikolojik destek sunmak başta olmak üzere tedavi sürecindeki çocukların ve ailelerinin yaşam kalitesini artırmak, psiko-sosyal bütünlüklerini korumak, toplumsal entegrasyonlarını desteklemek ve bireylerin sağlıklı bir şekilde süreçle başa çıkabilmelerini sağlamaktır. Umut Merkezi, 0-18 yaş aralığında kanser tedavisi gören ya da tedavisini tamamlamış çocuklara, onların ailelerine ve bakım verenlerine, sağlık çalışanlarına ücretsiz olarak hizmet vermektedir. Merkezde, psikolojik destek, sosyal hizmet desteği ve atölye çalışmaları olmak üzere üç ana eksende çalışmalar sürdürülür. Verilen bütüncül destek ile çocuk hem tedavi sırasında ve sonrasında yaşadığı psikolojik ve sosyal zorlanmalarla baş etme becerileri kazanır hem de travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik durumların ortaya çıkma ihtimali en aza indirgenmiş olur.”

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/kanser-tedavisi-ilac-desteginin-yaninda-psikolojik-destegin-de-gerekli-oldugu-bir-surec-7024.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/kanser-tedavisi-ilac-desteginin-yaninda-psikolojik-destegin-de-gerekli-oldugu-bir-surec-7024.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/kanser-tedavisi-ilac-desteginin-yaninda-psikolojik-destegin-de-gerekli-oldugu-bir-surec-7024-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/kanser-tedavisi-ilac-desteginin-yaninda-psikolojik-destegin-de-gerekli-oldugu-bir-surec-7024.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/kanser-tedavisi-ilac-desteginin-yaninda-psikolojik-destegin-de-gerekli-oldugu-bir-surec/3313/</link>
			<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 12:32:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kene nedir? Keneden korunmak için ne yapmalı?]]></title>
			<description><![CDATA[Havalar ısındı. Bağ-bahçe işleri, tatil - dinlenme için dışarı çıkma dönemi başladı. Ancak, bu durum bazı riskleri de beraberinde getiriyor. En önemli risklerden birisi de 'kene ısırması'. Peki, kene ısırması nedir?, keneden nasıl korunuruz ve ne yapmalıyız?
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kene nedir? Keneden korunmak için ne yapmalı?

Havalar ısındı. Bağ-bahçe işleri, tatil - dinlenme için dışarı çıkma dönemi başladı. Ancak, bu durum bazı riskleri de beraberinde getiriyor. En önemli risklerden birisi de 'kene ısırması'. Peki, kene ısırması nedir?, keneden nasıl korunuruz ve ne yapmalıyız? Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü hazırladı...

 

 

ayrıntılar...



 

 



	
	Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) nedir?
	
	(Kene ısırması nedir?)



Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA): ''Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), keneler tarafından taşınan Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirüs grubuna ait bir virüsle oluşan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve ağır vakalarda kanama gibi bulgular ile seyrederek ölümlere neden olabilen zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşan) karakterli bir enfeksiyon hastalığıdır.''

 


Kene için riskli alanlar!


''Bağ, bahçe, tarla, orman gibi riskli alanlara giderken açık renkli ve kapalı kıyafetler giyinin. Pantolon paçalarını çorap içine sokun ya da çizme giyinin.''

 


Kene için tedbirler!


''Bağ, bahçe, tarla, orman gibi riskli alanlara giderken açık renkli ve kapalı kıyafetler giyinin. Pantolon paçalarını çorap içine sokun ya da çizme giyinin. Hayvanların üzerindeki keneye, hayvanların kan ve idrarına çıplak elle dokunmayın.''

 


Kene için kontrol!


''Riskli alanlardan döndükten sonra kene olup olmadığını görmek için vücudunuzun ve elbisenizin her yerine dikkatlice bakın. Vücudunuzu özellikle diz arkası, koltuk altları, kulak arkası, ense, saç dipleri ve kasıklar dahil kontrol edin ya da ettirin.''

 


	
	Kene ısırmasına nasıl müdahale edilir?
	
	''Vücudunuza tutunan keneyi çıkaramıyorsanız zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna gidin. çıplak elle dokunmadan; eldiven, bez ya da poşet ile çıkartın, Bağ, bahçe, tarla, orman gibi riskli alanlara giderken açık renkli ve kapalı kıyafetler giyinin. Pantolon paçalarını çorap içine sokun ya da çizme giyinin. Hayvanların üzerindeki keneye, hayvanların kan ve idrarına çıplak elle dokunmayın.''


 



	Kene tutunmasından sonra ''10 gün içinde....''
	(Kene ısrması belirtileri nelerdir?)




	- Halsizlik,
	- İştahsızlık,
	- Ateş,
	- Vücut Ağrısı,
	- Baş Ağrısı,
	- Bulantı,
	- Kusma,
	- İshal.


 


	Şikayetlerinden herhangi birini görürseniz, zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna gidin.




 

sağlık haberleri
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/kene-nedir-keneden-korunmak-icin-ne-yapmali-1507.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/kene-nedir-keneden-korunmak-icin-ne-yapmali-1507.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/kene-nedir-keneden-korunmak-icin-ne-yapmali-1507-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/kene-nedir-keneden-korunmak-icin-ne-yapmali-1507.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/kene-nedir-keneden-korunmak-icin-ne-yapmali/3309/</link>
			<pubDate>Sun, 01 Jun 2025 14:16:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Geleceğin Doktorları ClinVR ile Yetişiyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık eğitiminde dijital dönüşüm rüzgârı, yerli teknoloji girişimi ClinVR ile daha da hız kazanıyor. Yapay zekâ destekli sanal gerçeklik teknolojisiyle geliştirilen ClinVR, sağlık bilimleri öğrencilerine yüksek etkileşimli, gerçek hayata yakın bir öğrenme ortamı sunarak sektörde ezberleri bozuyor.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık eğitiminde dijital dönüşüm rüzgârı, yerli teknoloji girişimi ClinVR ile daha da hız kazanıyor. Yapay zekâ destekli sanal gerçeklik teknolojisiyle geliştirilen ClinVR, sağlık bilimleri öğrencilerine yüksek etkileşimli, gerçek hayata yakın bir öğrenme ortamı sunarak sektörde ezberleri bozuyor.

Dr. Aslı Yılmaz’ın doktora çalışması kapsamında temelleri atılan ve 15 akademisyenin katkısıyla bilimsel bir altyapı üzerine inşa edilen ClinVR, yalnızca teknik becerileri değil; klinik karar verme, iletişim, eleştirel düşünme gibi kritik bilişsel ve duyuşsal yetkinlikleri de kazandırmayı hedefliyor. Yapay zekâyla donatılmış sanal hastalar sayesinde öğrenciler, farklı senaryolarla karşılaşarak vaka bazlı interaktif öğrenme deneyimi yaşıyor.

 


Gerçek Zamanlı Geri Bildirim


Konu ile ilgili açıklama yapan Mecostesh Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Coşgun “ClinVR, entegre hareket takibi teknolojisiyle öğrencilerin fiziksel muayene esnasındaki el hareketlerini izleyerek anlık geri bildirim sağlıyor.” Dedi.  Bu özelliğin öğrenme sürecini daha etkili ve gerçekçi hâle getirdiğini ifade eden Muhammed Coşgun,  eğitici yönetici paneli sayesinde eğitmenlerin, öğrencilerin uygulama performansını uzaktan izleyebildiğini, sınav oturumu başlatabiliyor ve detaylı analizlere ulaşabildiklerini söyledi.



	Çoklu Platform Desteği ile Fırsat Eşitliği
	VR gözlük, tablet, mobil cihaz ve masaüstü bilgisayar üzerinden erişilebilen ClinVR’ın, donanım bağımsız yapısıyla eğitimde fırsat eşitliği sağladığını vurgulayan Coşgun, “ Hem bireysel kullanım hem de grup çalışmaları için uygun altyapıya sahip olan platform, sağlık eğitiminde deneyim odaklı yeni bir model sunuyor.” Dedi.



 

Ulusal Başarı ve İş Birlikleri
 ClinVR’ın, Türkiye Sağlık Vakfı iş birliğiyle Mecostech AŞ tarafından geliştirildiğini açıklayan Coşgun, şöyle devam etti : “ Tech İstanbul, Dual-Use Technologies Programı, Başakşehir Living Lab Akademik Hızlandırma ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi TEKMER gibi önemli kuluçka programlarına kabul edilen proje, kazandığı ödüllerle de yenilikçi niteliğini kanıtladı.”

 


Mecostech AŞ: Sağlık ve Eğitim Teknolojilerinde Güvenilir Çözüm Ortağı




ClinVR’ın arkasındaki teknoloji şirketi olan Mecostech AŞ’nin, XR, VR, AR ve yapay zekâ temelli çözümleriyle eğitim, sağlık, havacılık ve lojistik gibi pek çok sektöre yenilikçi hizmetler sunduğunu belirten Coşgun,  dijital ikiz teknolojileri, IoT entegrasyonu, sanal tur ve 3 boyutlu modelleme gibi alanlarda da faaliyet gösteren Mecostech’in, yalnızca bir yazılım geliştirici değil, aynı zamanda çözüm odaklı bir iş ortağı olarak konumlandığını kaydetti.

 

sağlık haberleri - enerjiekonomisi
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/gelecegin-doktorlari-clinvr-ile-yetisiyor-4071.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/gelecegin-doktorlari-clinvr-ile-yetisiyor-4071.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/gelecegin-doktorlari-clinvr-ile-yetisiyor-4071-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/gelecegin-doktorlari-clinvr-ile-yetisiyor-4071.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/gelecegin-doktorlari-clinvr-ile-yetisiyor/3308/</link>
			<pubDate>Sun, 01 Jun 2025 14:13:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İdeal kilo nasıl ölçülür? İŞTE Vücut kitle endeksi hesaplama formülü]]></title>
			<description><![CDATA[Kilonuz normal mi? Kilolu ya da şişman mısınız? Sağlık açısından ideal kiloda olup-olmamak çok önemli. Sağlık Bakanlığı'nın hesaplama formülü haberin sonunda.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İdeal kilo nasıl hesaplanır? Vücut (beden) kitle endeksi hesaplama formülü

Bu haber, herkesi ilgilendiriyor. Evet, sağlıklı yaşam için ideal kiloda olmak gerekiyor. Peki ideal kilomuzu nasıl hesaplayacağız. Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı formülle herkes idael kilosunu hesaplayabilir. Hem de, hemen şimdi. 

 

ayrıntılar...


SAĞLIK AÇISINDAN İDEAL KİLODA MISINIZ?


Sağlık açısından ideal kiloda olup olmadığınızı öğrenmek için öncelikle beden kitle indeksinizi  (BKİ) bilmeniz gerekiyor. Bunu da kendiniz hesaplayabilirsiniz. 

 

Vücut kitle endeksi nasıl hesaplanır?



	
	İdeal kilo hesaplama formülü ...
	



1. Adım: Boyunuz X Boyunuz = Sonuç

2. Adım: Kilonuz / Sonuç       = BKİ (Beden Kitle İndeksiniz)

3. Adım: BKİ rakamını aşağıdaki grafiğe bakarak kilo durumunuzu öğrenebilirsiniz. 



 


SAĞLIK İÇİN İDEAL KİLO


Sağlıklı yaşam için kilo indeksi sayacı ve hatırlatmasını Sağlık Bakanlığı'na bağlı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdüdürlüğü hazırladı. Genel Müdürlük bu bilgilendirmeyi sosyal medya hesabı üzerindende kamuoyuyla paylaştı.

 


İDEAL KİLO HESAPLAMA SAYACI (ÖRNEK AÇIKLAMALI)





	Bu önemli bilgi paylaşımını Sağlık Bakanlığı yaptı.


 

sağlık haberleri sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/ideal-kilo-nasil-olculur-iste-vucut-kitle-endeksi-hesaplama-formulu-4586.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/ideal-kilo-nasil-olculur-iste-vucut-kitle-endeksi-hesaplama-formulu-4586.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/ideal-kilo-nasil-olculur-iste-vucut-kitle-endeksi-hesaplama-formulu-4586-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/ideal-kilo-nasil-olculur-iste-vucut-kitle-endeksi-hesaplama-formulu-4586.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/ideal-kilo-nasil-olculur-iste-vucut-kitle-endeksi-hesaplama-formulu/3307/</link>
			<pubDate>Sun, 01 Jun 2025 09:49:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sabri Ülker Vakfı’ndan “Sevimli ve Dengeli Tabaklar”a ödül!]]></title>
			<description><![CDATA[Kuruluşunun 15’inci yıl dönümünü kutlayan Sabri Ülker Vakfı’nın, Yemekte Denge Eğitim Projesi kapsamında okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocukların dengeli beslenme farkındalığını artırma hedefiyle düzenlediği “Sevimli ve Dengeli Tabaklar” yarışmasında dereceye giren okullar belli oldu. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Sabri Ülker Vakfı’ndan “Sevimli ve Dengeli Tabaklar”a ödül


 Kuruluşunun 15’inci yıl dönümünü kutlayan Sabri Ülker Vakfı’nın, Yemekte Denge Eğitim Projesi kapsamında okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocukların dengeli beslenme farkındalığını artırma hedefiyle düzenlediği “Sevimli ve Dengeli Tabaklar” yarışmasında dereceye giren okullar belli oldu. Dengeli besin ögelerini içermesinin yanı sıra yöresel ürün kullanımı ve yaratıcılık kriterlerine en uygun tabakla yarışmayı kazanan okula Sabri Ülker Vakfı Kütüphanesi kurulacak. 

 

Gıda, beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak amacıyla çalışmalarını aralıksız sürdüren Sabri Ülker Vakfı, kuruluşunun 15. yılını düzenlediği etkinliklerle taçlandırmaya devam ediyor.  

2011 yılından bu yana Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü iş birliğiyle “Yemekte Denge Eğitim Projesi”ni yürüten Sabri Ülker Vakfı, projenin uygulandığı 25 ilde, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının yerel mutfak kültürüyle harmanlanarak çocuklara kazandırılması hedefiyle “Sevimli ve Dengeli Tabaklar Yarışması”nı düzenledi.

 


	Yarışmada okul öncesi, 1, 2, 3 ve 4. sınıf öğrencileri, birbirinden renkli tabaklarla imza attı.


Tabaklar, karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineral dengesi, yöresel mutfak kültürünü anlatan ürünler içermesi, estetik açıdan çocukların ilgisi çekecek şekilde düzenlenmesi ve hikâyesinin yazılı olarak anlatılması kriterleriyle değerlendirildi.

Okullar, bu ölçütlere uygun en başarılı tabağı seçerek 21-30 Nisan 2025 tarihleri arasında yarışmaya başvuruda bulundu. 25 il birincisinin 28 Mayıs’ta seçilmesinin ardından Yemekte Denge Eğitim Projesi kapsamındaki okullar arasından ilk 3 tabak belirlendi.

Yarışmada İzmir’den Ömer Seyfettin İlkokulu, Ege'nin renklerini ve besin zenginliğini bir şölene dönüştüren tabağıyla birinci seçildi. Trabzon, Akçaabat Kavaklı İlkokulu “Sağlıklı Tabak Ressamı Annem” isimli tabağıyla ikinci ve Aydın Efeler’den Hacı Celal Oto İlkokul “Zeybeğin Dönüşü” isimli tabağı ile üçüncü oldu.

Birinciliği kazanan okula Sabri Ülker Vakfı Yayınları Kütüphanesi kurulacak. İkinci okul, kitaplık ve Sabri Ülker Vakfı Yayınları seti, üçüncü okul ise Sabri Ülker Vakfı setiyle ödüllendirilecek. Dereceye giren tabakları hazırlayan sınıflardaki öğrencilere beslenme seti hediye edilirken, yarışmanın tüm il birincilerine ise plaket verilecek.

Ödül töreni, dereceye giren okulların yer aldığı şehirlerde İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün belirlediği tarihte düzenlenecek.  

 


Dr.Talat İçöz: Yemekte Denge, eğitici ve kapsayıcı örnek bir okul projesi




Sabri Ülker Vakfı Başkanı Dr. Talat İçöz, yarışmaya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Sabri Ülker Vakfı olarak 15 yıldır bilimsel temellere dayanan, eğitici ve kapsayıcı projelerle çocuklara sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmayı hedefliyoruz. Yemekte Denge Eğitim Projesi kapsamında düzenlediğimiz ‘Sevimli ve Dengeli Tabaklar’ yarışması, yaratıcılık ve bilimsel yaklaşımın birleştiği örnek bir okul projesi olarak öne çıkıyor. Yarışmayla çocuklarımızın dengeli beslenmenin temel ilkelerini, yerel mutfak kültürlerini sahiplenerek öğrenmesini hedefledik. Eğlenceli, yaratıcı ve kapsayıcı bir katılım modeli sunan bu projeyle dengeli beslenme bilincini küçük yaşlardan itibaren kalıcı hale getirmeyi amaçlıyoruz. Sabri Ülker Vakfı’nda en büyük motivasyonumuzu ‘gelecek nesillerin sağlıklı bireyler olarak yetişmesi’ oluşturuyor. Buradan aldığımız güçle, bilimi rehber edinerek eğitimin her kademesinde daha fazla çocuğumuza ulaşmaya ve dengeli beslenme farkındalığını yaygınlaştırmaya devam edeceğiz.”

 

sağlık haberleri
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/sabri-ulker-vakfi-ndan-sevimli-ve-dengeli-tabaklar-a-odul-701.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/sabri-ulker-vakfi-ndan-sevimli-ve-dengeli-tabaklar-a-odul-701.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/sabri-ulker-vakfi-ndan-sevimli-ve-dengeli-tabaklar-a-odul-701-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/06/sabri-ulker-vakfi-ndan-sevimli-ve-dengeli-tabaklar-a-odul-701.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/sabri-ulker-vakfi-ndan-sevimli-ve-dengeli-tabaklar-a-odul/3306/</link>
			<pubDate>Sun, 01 Jun 2025 09:07:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA['Sağlık ve ilaç raporları' eve gönderilecek - Sağlık Haberleri]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'nın yeni başlattığı uygulama ile, 80 yaş üzeri hastalar hiç evden çıkmadan ''sağlık ve ilaç raporları'2 elektronik ortamda hazırlanarak kendilerine gönderilecek. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık ve ilaç raporları

Sağlık Bakanlığı'nın yeni başlattığı uygulama ile, 80 yaş üzeri hastalar hiç evden çıkmadan ''sağlık ve ilaç raporları'2 elektronik ortamda hazırlanarak kendilerine gönderilecek. 

 

ayrıntılar...



	Prof. Dr. Kemal memişoğlu
	Sağlık Bakanı



- ''26 Mayıs itibarıyla e-Rapor uygulamamızı hayata geçirdik.''

- ''80 yaş ve üzeri hastalarımız ile yatağa bağımlı hastalarımızın rapor yenileme süreçlerini, herhangi bir talepte bulunmalarına gerek kalmadan yerinde ve zahmetsiz şekilde tamamlıyoruz.''

''Yeni uygulamamız ülkemize ve milletimize hayırlı olsun.''

 


	Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal memişoğlu, uygulamayı ''Sağlık Bakanlığı olarak yeni bir uygulama başlattık'' başlığıyla duyurdu. 




 

sağlık haberleri - sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/saglik-ve-ilac-raporlari-eve-gonderilecek-saglik-haberleri-7167.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/saglik-ve-ilac-raporlari-eve-gonderilecek-saglik-haberleri-7167.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/saglik-ve-ilac-raporlari-eve-gonderilecek-saglik-haberleri-7167-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/saglik-ve-ilac-raporlari-eve-gonderilecek-saglik-haberleri-7167.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/saglik-ve-ilac-raporlari-eve-gonderilecek-saglik-haberleri/3303/</link>
			<pubDate>Sat, 31 May 2025 11:43:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SAĞLIK BAKANLIĞI - Egzersiz yaparken nelere dikkat etmelisiniz?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

	
	Egzersiz yaparken nelere dikkat etmelisiniz?
	
	Sağlık Bakanlığı





sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/saglik-bakanligi-egzersiz-yaparken-nelere-dikkat-etmelisiniz-2569.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/saglik-bakanligi-egzersiz-yaparken-nelere-dikkat-etmelisiniz-2569.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/saglik-bakanligi-egzersiz-yaparken-nelere-dikkat-etmelisiniz-2569-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/saglik-bakanligi-egzersiz-yaparken-nelere-dikkat-etmelisiniz-2569.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/saglik-bakanligi-egzersiz-yaparken-nelere-dikkat-etmelisiniz/3301/</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2025 16:54:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Avrupalı Sağlık Uzmanlarına göre ''TAKİP edilmesi gereken önemli 5 SAĞLIK Göstergesi'']]></title>
			<description><![CDATA[Akıllı sağlık teknolojilerinin yaygınlaşması, kişisel sağlık takibini dönüştürerek hastalıkların erken teşhis edilmesinde önemli bir rol oynamaya başladı. HUAWEI ve IPSOS'un iş birliğiyle gerçekleştirilen 2025 Avrupa Sağlık Davranışları Araştırması, giyilebilir teknolojilerin kişisel sağlık takibindeki artan önemini ortaya koydu.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

	Avrupalı Sağlık Uzmanlarına Göre,
	
	Takip Edilmesi Gereken En Önemli 5 Sağlık Göstergesi!
	



Akıllı sağlık teknolojilerinin yaygınlaşması, kişisel sağlık takibini dönüştürerek hastalıkların erken teşhis edilmesinde önemli bir rol oynamaya başladı. HUAWEI ve IPSOS'un iş birliğiyle gerçekleştirilen 2025 Avrupa Sağlık Davranışları Araştırması, giyilebilir teknolojilerin kişisel sağlık takibindeki artan önemini ortaya koydu.

5 ÖNEMLİ sağlık göstergesi!


	1- Tansiyon.
	2- Kan şekeri seviyesi.
	3- Kalp atış hızı-nabız.
	4- Kandaki oksijen seviyesi (SpO2)
	5- Elektrokardiyogram (EKG).


ayrıntılar...



Araştırma kapsamında Avrupa genelinde sağlık profesyonellerinin (HCP) görüşlerine başvuruldu. Sağlık uzmanları, düzenli olarak takip edilmesini önerdikleri en önemli 5 sağlık göstergesini sıraladı: tansiyon, kan şekeri seviyesi, kalp atış hızı/nabız, kandaki oksijen seviyesi (SpO2) ve elektrokardiyogram (EKG).

Uzmanlar, tansiyonun haftada birkaç kez ölçülmesini tavsiye ediyor. HUAWEI’nin önceki araştırmalarına göre tüketiciler de bu konuda sağlık profesyonelleriyle aynı fikirde. Giyilebilir akıllı teknolojiler, bu ihtiyacı karşılayarak kullanıcıların doktora gitmeye gerek kalmadan sık sık ölçüm yapabilmesini sağlıyor.

Kandaki oksijen seviyesinin ayda en az bir kez, EKG’nin ise düzenli aralıklarla kontrol edilmesi gerektiğini belirten sağlık uzmanları, akıllı saatlerin bu ölçümleri her gün ve kolaylıkla gerçekleştirmeyi mümkün kıldığının altını çiziyor.

Araştırmaya göre, sağlık profesyonellerinin yüzde 72’si akıllı cihazları sağlık takibinde tavsiye ediyor. Uzmanların yüzde 58’i ise akıllı cihazların, kullanıcıların sağlığını proaktif şekilde yönetmesine ve hastalıkları önlemesine yardımcı olacağına inanıyor.

Sağlık profesyonellerinin yüzde 83’ü akıllı cihazların kullanıcıları sağlıklarına daha iyi bakmaya teşvik ettiğini söylerken, düzenli akıllı saat kullanıcılarının yüzde 67’si cihazlarının sağlık ve yaşam tarzları üzerinde olumlu etki yarattığını belirtiyor.

Bunun yanında, uzmanların yüzde 78’i akıllı cihazların kullanıcıların yaşam tarzlarında değişiklik yapmalarına yardımcı olduğuna dikkat çekiyor. Bu cihazlar sayesinde kullanıcıların yüzde 90’ı en az bir yeni sağlıklı alışkanlık edindiğini, yüzde 88’i ise fiziksel sağlıklarında iyileşme yaşadığını ifade ediyor.

 



	HUAWEI,
	Daha Gelişmiş Sağlık Takibi Sağlayan Akıllı Saatleri Piyasaya Sürmeye Hazırlanıyor



HUAWEI, kullanıcıların talep ettiği kapsamlı sağlık takibini sağlamak üzere TruSense sistemini geliştirdi. Bu sistem, vücudun altı temel sağlık sistemine ait 60’tan fazla sağlık ve fitness göstergesini ölçerek kapsamlı bir sağlık yönetimi sunuyor.

Bu yıl tanıtılan güncelleme ile HUAWEI TruSense, bilekten ve parmak ucundan ölçüm yapan yeni Dağıtılmış Süper Algılama Modülü sayesinde sağlık takip verilerinde hassasiyet ve doğruluk oranını önemli ölçüde artırıyor.

HUAWEI, dijital sağlık alanında yenilikçi çözümler üretmeye devam ederken, 15 Mayıs 2025 tarihinde piyasaya sürülecek yeni HUAWEI WATCH 5 ve HUAWEI WATCH FIT 4 serisi ile sağlık takibinde çıtayı daha da yükseltecek. Huawei Türkiye Tüketici Elektroniği Grubu CEO’su Wan Fei, “Bu yıl için en güçlü Watch Fit serisine sahip olacağız” açıklamasını yaptı. 

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/avrupali-saglik-uzmanlarina-gore-takip-edilmesi-gereken-onemli-5-saglik-gostergesi-3380.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/avrupali-saglik-uzmanlarina-gore-takip-edilmesi-gereken-onemli-5-saglik-gostergesi-3380.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/avrupali-saglik-uzmanlarina-gore-takip-edilmesi-gereken-onemli-5-saglik-gostergesi-3380-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/avrupali-saglik-uzmanlarina-gore-takip-edilmesi-gereken-onemli-5-saglik-gostergesi-3380.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/avrupali-saglik-uzmanlarina-gore-takip-edilmesi-gereken-onemli-5-saglik-gostergesi/3299/</link>
			<pubDate>Wed, 07 May 2025 17:36:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sabri Ülker Vakfı, hekimlerin ardından eczacılar için de “Beslenme ve Beslenme İletişimi” programını başlattı]]></title>
			<description><![CDATA[Sabri Ülker Vakfı’nın eczacılara yönelik “Beslenme İletişimi” programı, Türk Eczacıları Birliği (TEB), Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) ve Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği’nin (TİHUD) sosyal iletişim platformları üzerinden  canlı konsey toplantısıyla başladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Beslenme ve sağlıklı yaşam alanında doğru ve bilimsel bilgiyi toplumun her kesimine ulaştırma hedefiyle kurulan Sabri Ülker Vakfı, aile hekimleri ve iç hastalıkları hekimlerinin ardından Türk Eczacıları Birliği’yle yapılan iş birliği kapsamında eczacılar için “Beslenme ve Beslenme İletişimi” programını başlattı. Canlı konseyin açılış konuşmasını Sabri Ülker Vakfı Başkanı Dr. Talat İçöz yaptı.

 

ayrıntılar...

Sabri Ülker Vakfı’nın bu yıl 15’inci yılını kutladığını ve kurulduğu günden bu yana her biri alanında ilk olan sürdürülebilir projeler hayata geçirdiklerini söyleyen Dr. Talat İçöz, 2022’de Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu ile başlayıp Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği ile devam ettirdikleri “Beslenme İletişimi” eğitim programlarına bugüne kadar hekimlerin yaklaşık 20 bin kez erişim sağladığını belirtti. İçöz, şöyle devam etti:

“Hekimlerimizle yaptığımız iş birliğinin bu verimli sonuçlarının ardından sağlık sisteminin en değerli paydaşlarından eczacılarımızı da programa dahil etmemiz gerektiğini düşündük. Bu amaçla oluşturduğumuz 10 oturumluk programımızın, sağlık ve beslenme alanında bilgi kirliliğinin en fazla yaşandığı konu başlıklarında, bilimsel bilgiyi topluma ulaştırmaya önemli katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Eğitimlerimiz sonrasında iç hastalıkları hekimlerimizin yüzde 96’sı, aile hekimlerimizin ise yüzde 90’ı bu eğitimlerin tıp fakültesi müfredatında yer almasını istediklerini belirtmişti. Programla nihai hedefimiz, tıp ve eczacılık fakültelerimizin çekirdek programlarında bu eğitimlerin yer alması ve hekimlerimizin, eczacılarımızın beslenme iletişimi konusunda donanımlı şekilde mezun olmasıdır. Bunun gerçekleşmesi, yüz yüze, göz göze iletişim kurulan doktorlar ve eczacılar aracılığıyla toplumsal refaha katkı sunulması anlamına gelecektir. Bu çağrımızın ve çabalarımızın karşılık bulmasını diliyorum.”

 


''Uygun iletişim dili toplum sağlığına katkı sunuyor''


“Beslenme ve Beslenme İletişimi” programının müfredatını hazırlayan, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Aşı Enstitüsü Müdürü ve Sabri Ülker Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal ise şunları kaydetti: “Bireylerin yaşam boyu sağlık yolculuklarında kritik önem taşıyan hekimler ve eczacılar, asli görevlerinin dışında sağlıklı yaşamı destekleyen beslenme önerilerini de hastalara sunmakla mükellef sağlık profesyonelleri konumundalar. Besin-ilaç etkileşimleri, besin takviyeleri, vitaminler, beslenme ve sağlıklı yaşlanma konularındaki bilgilerine en çok güven duyulan hekimlerimizin ve eczacılarımızın uygun iletişim diliyle verdiği bilimsel yanıtlar, hem toplum sağlığına hem de hastalıkların önlenmesine önemli katkı sunacaktır. Programımızın yol haritasını birlikte oluşturduğumuz eczacılarımızın, eğitimlerden edindikleri becerileri pratiğe aktardığını bildiren hekimlerimiz kadar programdan fayda sağlayacağına inanıyoruz.”

 


''Beslenme Eğitimi, toplum sağlığını koruyor''


Sabri Ülker Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nur Baran Aksakal şunları ifade etti: “Hemen her konuda olduğu gibi beslenme alanında da inanılmaz bir bilgi kirliliği var. İnfodemi her yerde ve her konuda var. Her gün yeni bir gıda ya da gıda takviyesinin, sağlıklı yaşam, bağışıklık güçlendirme ya da daha özelde diyabet, kanser gibi kronik hastalıklara iyi geldiği ve hatta tedavi ettiğine dair iddialar ortaya atılıyor. Yeni diyet yöntemleri mucize kürler olarak sunuluyor. Haberlerde, sosyal medyada ya da diğer internet alanlarında bu bilgiler yer buluyor. Tıp fakültelerinin müfredatında kapsamlı beslenme ve beslenme iletişimi dersleri bulunmuyor. Gıda takviyeleri kullananların da ilaç etkileşimleri ya da yarar görebileceği beslenme rejimleri konusunda bilgileri yetersiz kalıyor. Bu da bu alanda hekimlere yönelik beslenme eğitimi ve beslenme iletişimi programlarının geliştirilmesini daha da önemli hale getiriyor. Bu nedenle gerek ailelerin gerekse ilk basamak sağlık kuruluşu olan aile hekimlerinin bu konuda eğitilmesi, gençlere ve çocuklara sağlıklı beslenme konusunda yol göstermesi bakımından büyük önem taşıyor.

Açılışı canlı konseyle yapılan toplantıda; Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Begüm Kalyoncu Atasoy, Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Türkü Yağmur Nehir ve Ankara Eczacı Odası Başkanı Uzm. Ecz. C. Cem Abbasoğlu da görüşlerini katılımcılarla paylaştı. Eczacılık Dünyası platformu üzerinden bin 162, TİHUDUM aracılığıyla bin 327, AHEF Akademi portalından bin 209 kişinin izlediği canlı konsey, yaklaşık 3 bin 700 kişiye ulaştı.

 


Eğitimler 11 Kasım 2025’e kadar farklı başlıklarda sürecek


Ortak canlı konsey toplantısının ardından “Beslenme ve Sağlıklı Yaşlanma” konusuyla başlayan eczacılara yönelik eğitimlerin 11 Kasım 2025’e kadar aralıklarla sürmesi planlanıyor.  Sabri Ülker Vakfı’nın, daha önce iç hastalıkları hekimleri için başlattığı “İleri Beslenme ve Beslenme İletişimi Eğitimi” de eczacılara yönelik eğitimle eş zamanlı devam edecek.

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/sabri-ulker-vakfi-hekimlerin-ardindan-eczacilar-icin-de-beslenme-ve-beslenme-iletisimi-programini-baslatti-2674.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/sabri-ulker-vakfi-hekimlerin-ardindan-eczacilar-icin-de-beslenme-ve-beslenme-iletisimi-programini-baslatti-2674.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/sabri-ulker-vakfi-hekimlerin-ardindan-eczacilar-icin-de-beslenme-ve-beslenme-iletisimi-programini-baslatti-2674-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/05/sabri-ulker-vakfi-hekimlerin-ardindan-eczacilar-icin-de-beslenme-ve-beslenme-iletisimi-programini-baslatti-2674.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/sabri-ulker-vakfi-hekimlerin-ardindan-eczacilar-icin-de-beslenme-ve-beslenme-iletisimi-programini-baslatti/3298/</link>
			<pubDate>Tue, 06 May 2025 17:31:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Eczacılardan YOĞUN ilgi!]]></title>
			<description><![CDATA[Kolaysoft Teknoloji, eczacılık sektörünün dijital dönüşümüne yön vermeye devam ediyor. 10-12 Nisan 2025 tarihleri arasında Antalya Kaya Palazzo Otel’de düzenlenen 17.Türkiye Eczacılık Kongresi’nde, Kolaysoft Teknoloji eczanelerin teknolojik dönüşümünü kolaylaştıran EczacıPOS ürünüyle yerini aldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[17.Türkiye Eczacılık Kongresi’ne, T.C. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Türk Eczacıları Birliği Başkanı Ecz. Arman Üney, Kolaysoft Teknoloji Kurucu Ortağı Kezban Boztürk, Kolaysoft Teknoloji yöneticilerinden EczacıPOS Direktörü Derya Gökkaya ve Kurumsal İletişim Müdürü Burcu Küçüknamlı’nın aralarında bulunduğu kamu, eczacılar ve iş dünyasından yoğun katılım oldu.

 

ayrıntılar...

Eczacıların yazar kasa entegrasyon problemini ortadan kaldıran EczacıPOS, kongre boyunca yoğun ilgi gördü. Kolaysoft standını ziyaret eden eczacılara, ürünün avantajları anlatılırken, soruları yanıtlandı ve birebir deneyim imkanı sunuldu.  

Kolaysoft Teknoloji yöneticileri, kongre sırasında şunları anlattı:

“Kolaysoft Teknoloji olarak, Rubikpara iş birliğiyle eczacılarımıza daha avantajlı hizmetler sunuyoruz. Geleceğin dijital çözümleriyle, eczacılık mesleğini desteklemeye ve iş süreçlerini kolaylaştırmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Organizasyonu düzenleyen Türk Eczacıları Birliği’ne ve standımıza yoğun ilgi gösteren eczacılara teşekkür ederiz.” dediler.

 


EczacıPOS nedir?


EczacıPOS; ödeme süreçlerini hızlandıran, güvenli ve entegre bir ödeme çözümüdür. SGK uyumlu yapısı, Medula ve İlaç Takip Sistemi (İTS) ile entegrasyonu sayesinde, tüm işlemleri tek cihaz üzerinden kolayca yapabilmeyi mümkün kılıyor. Bu sayede eczacılar, hem zaman kazanıyor, hem verimlilikleri artıyor.  

 


EczacıPOS'un eczacılara sağladığı faydalar şunlardır:


1-Kolay ve hızlı ödeme: EczacıPOS, tek bir cihazda birden fazla ödeme yöntemini kabul ederek, ödeme işlemlerini hızlandırır. Bu sayede, hem eczacılar, hem de müşteriler için ödeme süreci kolay ve sorunsuz hale gelir.

2-Entegrasyon ve verimlilik: Mevcut eczane yazılımlarıyla entegre bir şekilde çalışan EczacıPOS, satış ve stok takibini kolaylaştırır. Bu sayede eczacılar, tek bir platform üzerinden iş süreçlerini daha verimli yönetebilir.

3-Güvenli ve kesintisiz hizmet: EczacıPOS, güvenli ödeme altyapısı ile eczanelerin ihtiyaç duyduğu tüm güvenlik standartlarını sağlar. Ayrıca, sürekli teknik destekle kesintisiz hizmet sunuyor.

4-Maliyet ve zaman tasarrufu: Tek bir cihaz üzerinden tüm ödeme işlemlerinin yönetilebilmesi, eczanelerin maliyetlerini düşürür ve zaman kazandırır.

SGK Dünyası 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/eczacilardan-yogun-ilgi-6488.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/eczacilardan-yogun-ilgi-6488.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/eczacilardan-yogun-ilgi-6488-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/eczacilardan-yogun-ilgi-6488.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/eczacilardan-yogun-ilgi/3297/</link>
			<pubDate>Thu, 24 Apr 2025 15:46:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Limonlu su faydalı mı? Yemekte su içilir mi? Su ne zaman içilir?]]></title>
			<description><![CDATA[Su, hayatın vazgeçilmezi. Peki, su ne zaman ve nasıl içilmeli? Limonlu su faydalı mı? Yemek yerken su içilir mi? İşte suyla ilgili merak edilenler...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Su, hayatın vazgeçilmezi. Peki, su ne zaman ve nasıl içilmeli? Limonlu su faydalı mı? İşte suyla ilgili merak edilenler...

 

ayrıntılar...

SORU: Az su içmek kadar çok su içmek de hatalı mı?

CEVAP: Az su içmenin yanı sıra çok su içmek de vücudumuzdaki sıvı elektrolit dengesini bozarak sağlığımızı tehdit edebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu Oğuz, “Kalp yetmezliği veya böbrek hastalığınız varsa sıvı alımınızı sınırlamanız gerekebiliyor. Zira çok su içtiğiniz zaman böbrekleriniz fazla suyu atamazsa, ‘hiponatremi’ denilen tablo ortaya çıkabiliyor. Bu, kanınızdaki minerallerin seyreldiği veya sulandığı anlamına geliyor. Sonuç olarak, kandaki sodyum seviyeleri düşüyor, vücudunuzun su seviyesi yükseliyor ve hücreleriniz şişiyor. Bu durum oldukça ciddi, hatta yaşamı tehdit eden sorunlara yol açabiliyor” diyor.

 

SORU: Sabahları aç karnına su içmek doğru mu?

CEVAP: Sabah kalkar kalkmaz içilen 500 ml suyun kan akışını hızlandırdığı, yeni kan hücrelerinin üretimini artırdığı ve cildinizin parlamasını sağladığı kanıtlandı. Sabahları aç karnına su içmek aynı zamanda bağırsakların çalışmasına katkı sağlayarak fazla kilolardan kurtulmanıza da yardımcı oluyor.  Ayrıca daha az açlık hissetmenizi sağlamasının yanı sıra bağırsaklarda yer alan toksinlerin vücudunuzdan atılmasına da yardım ediyor. Bunların yanı sıra metabolizmanızı hızlandırıyor, saçlarınızın daha sağlıklı ve parlak bir görünüme sahip olmasına katkıda bulunuyor, mide ekşimeleriniz varsa sorunu hafifletiyor, böbrek taşı oluşumunun ve mesane enfeksiyonlarının önlenmesine destek oluyor ve bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor.

 

SORU: Limonlu / sirkeli su içmek fayda sağlar mı?

CEVAP: Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu Oğuz, sabahları limonlu veya sirkeli su içmenin faydalı olduğunu belirterek, nedenlerini şöyle sıralıyor: “Sirke ve limondaki potasyum kan basıncını kontrol etmeye yardımcı olabiliyor. Sabahları ılık limonlu su içmekten alacağınız C vitamini, kardiyovasküler hastalık ve felç riskini azaltabiliyor. Aynı zamanda hastalıklarla ve aşırı asidik ortamda gelişen kötü bakterilerle savaşan vücut pH'ını yükseltiyor, sağlıklı hücre işlevini ve yapısını destekliyor, bakteri ile virüsleri vücuttan uzaklaştırıyor” Ancak asidik içerikleri yüksek olduğu için reflü veya gastrit gibi mide problemleriniz varsa, limonlu veya sirkeli suyu tüketmemeniz öneriliyor.  

 

SORU: Su içmenin en doğru şekli nedir?

CEVAP: Su içmenin en doğru şekli, bir bardak suyu 10-15 saniye zaman diliminde yudum yudum içmektir. Suyu öğünlerinizden yarım saat önce ve yarım saat sonra tüketmeniz, midenizin genişlemesinin önüne geçmenize yardımcı oluyor. Dikkat! Bir seferde çok fazla su tüketmek midede şişkinliğe ve rahatsızlığa yol açabiliyor.

 

Yemek yerken su içilir mi?


haberin tamamını okumak için tıklayın ...




 

sağlık haberleri - sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/limonlu-su-faydali-mi-yemekte-s-icilir-mi-su-ne-zaman-icilir-3591.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/limonlu-su-faydali-mi-yemekte-s-icilir-mi-su-ne-zaman-icilir-3591.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/limonlu-su-faydali-mi-yemekte-s-icilir-mi-su-ne-zaman-icilir-3591-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/limonlu-su-faydali-mi-yemekte-s-icilir-mi-su-ne-zaman-icilir-3591.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/limonlu-su-faydali-mi-yemekte-s-icilir-mi-su-ne-zaman-icilir/3284/</link>
			<pubDate>Fri, 04 Apr 2025 17:08:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlık Sektörü - Astellas Liderlik Ekibi’nde iki üst düzey atama]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık alanında faaliyet gösteren Astellas bünyesinde, iki önemli atama gerçekleşti. Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr olurken, Nur Peker de Astellas Türkiye, Orta Doğu ve Afrika'dan sorumlu İletişim Lideri görevine getirildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık alanında faaliyet gösteren Astellas bünyesinde, iki önemli atama gerçekleşti. Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr olurken, Nur Peker de Astellas Türkiye, Orta Doğu ve Afrika'dan sorumlu İletişim Lideri görevine getirildi.
 

Yenilikçi bilimi toplum için değere dönüştürme vizyonuyla insanların sağlığını iyileştirmek ve hayat kalitesini artırmak üzere faaliyet gösteren Astellas, yeni atamalarını duyurdu. Nilay Tarr, 1 Şubat 2025 itibarıyla Astellas Türkiye Genel Müdürü olarak atandı. Astellas Türkiye, Ortadoğu ve Afrika’dan sorumlu İletişim Lideri ise Nur Peker oldu. 

 


Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr oldu 


İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden lisans ve Londra City Üniversitesi’nden MBA derecesini alan Nilay Tarr, EastPharma, Sandoz/Novartis ve Actavis gibi firmalarda çeşitli görevler üstlendi. Türkiye, Rusya, Ukrayna, BDT ve Orta Doğu’da 20 yıllık sağlık sektörü deneyimine sahip olan Nilay Tarr, Astellas’a 2016 yılında Dubai’de bulunan Orta Doğu ve Afrika Pazar Erişim Direktörü olarak katıldı. Ardından Orta Doğu, Afrika ve Rusya bölgesini kapsayan İş Operasyonları Kıdemli Direktörü olarak atandı ve Astellas’ın hedeflerine ulaşmasına yönelik stratejik destek ve yönlendirme sağladı. 2020 yılında, Uluslararası Pazarlar Liderlik Ekibi’ne katılan Nilay Tarr, stratejik bir globalleşme projesine liderlik ederek Rusya’da önemli iş alanlarında etkileyici sonuçlar elde etti. Aynı zamanda, Astellas Ukrayna Geçici Genel Müdürü olarak görev yaptı. Nilay Tarr 2022 yılından bu yana Astellas Mısır Genel Müdürlüğü görevini yürütüyordu. 

 


Nur Peker İletişim Lideri olarak atandı


İstanbul Işık Lisesi’nde eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi’nden mezun olan Nur Peker, iş hayatına Software AG Türkiye’de Halkla İlişkiler ve Pazarlama Uzmanı olarak başladı. Sektörde 20 yılı aşkın deneyimi bulunan Nur Peker, Siemens Business Services Türkiye’de İletişim Müdürü olarak görev yaptıktan sonra 2003 yılında Abdi İbrahim’e geçti. Kurumsal İletişim Direktörü olarak görev aldığı şirketin iletişim departmanının kurulmasına liderlik etti. Sonrasında sırasıyla Sanovel, Sağra, Teva Türkiye ve Sandoz/Novartis’te iletişim depatmanlarına liderlik eden Peker, stratejik iletişim, kurumsal kimlik yönetimi, lider iletişimi, kriz yönetimi, basın ilişkileri ve itibar yönetimi konularında başarılı çalışmalara imza attı. Nur Peker son olarak Tetra Pak Türkiye, İran, Kafkas ülkeleri ve Orta Asya bölgelerinden sorumlu Kurumsal İletişim Direktörü olarak görev yapıyordu. 

 

sağlık haberleri - sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/saglik-sektoru-astellas-liderlik-ekibi-nde-iki-ust-duzey-atama-5268.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/saglik-sektoru-astellas-liderlik-ekibi-nde-iki-ust-duzey-atama-5268.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/saglik-sektoru-astellas-liderlik-ekibi-nde-iki-ust-duzey-atama-5268-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/saglik-sektoru-astellas-liderlik-ekibi-nde-iki-ust-duzey-atama-5268.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/saglik-sektoru-astellas-liderlik-ekibi-nde-iki-ust-duzey-atama/3282/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Apr 2025 17:43:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kanser nedir? Kanserden korunmak için ne yapmalı?]]></title>
			<description><![CDATA[Kanser, günümüzün en tehlikeli hastalıklarından birisi. Sağlık Bakanlığı, ''Kanserden korunmak için dikkat edilmesi gerekenler'' başlığıyla kanserden korunmak için önemli bir bilgi paylaşımı yaptı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[kanserden krounmak için ne yapmalı?

Kanser, günümüzün en tehlikeli hastalıklarından birisi. Sağlık Bakanlığı, ''Kanserden korunmak için dikkat edilmesi gerekenler'' başlığıyla kanserden korunmak için önemli bir bilgi paylaşımı yaptı. 

 

ayrıntılar...


Kanserden korunmak için dikkat edilmesi gerekenler!


1- Tütün ve tütün ürünleri kullanmayın.

2- Meyve ve sebze grubundaki besinleri teüketmeye özen gösterin. 

3- Alkol tüketiminden uzak durun.

4- Sağlıklı kilonuzu koruyun.

5- Düzenli egzersiz yapın.

 

Kanserden korunmak için ...



Kaynak: Sağlık Bakanlığı

 

sağlık haberleri - sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/kanser-nedir-kanserden-korunmak-icin-ne-yapmali-7518.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/kanser-nedir-kanserden-korunmak-icin-ne-yapmali-7518.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/kanser-nedir-kanserden-korunmak-icin-ne-yapmali-7518-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/kanser-nedir-kanserden-korunmak-icin-ne-yapmali-7518.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/kanser-nedir-kanserden-korunmak-icin-ne-yapmali/3281/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Apr 2025 16:37:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Burgeon Biyoteknoloji ''Fransız medikal estetik Devi VIVACY ile ..'']]></title>
			<description><![CDATA[Dünyadaki yüz enjeksiyonları pazarı yaklaşık 14 milyar dolara ulaştı. Diğer yandan kalsiyum bazlı biyostimülatörlerin kullanımı yüzde 180 artmış durumda. Her cilt tipinin ihtiyacına yönelik yenilikçi ürünler geliştiren Burgeon Biyoteknoloji, enjekte edilebilir ürünler geliştirme konusunda uzman, Laboratoires VIVACY önemli bir iş birliğine imza attı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

	Medikal Estetiğin Öncüsü Burgeon Biyoteknoloji, 
	Fransız medikal estetik Devi VIVACY ile Dünya Sahnesine Çıkıyor!



Cilt kalitesini arttırmak ve yenilemek isteyenlerin medikal estetiğe ilgisi giderek artıyor. Özellikle kalsiyum bazlı biyostimülatörlerin kullanımı yüzde 180 artmış durumda. Bu artışlarla birlikte ise dünyadaki yüz enjeksiyonları pazarı yaklaşık 14 milyar doları buldu. Artan bu talebi karşılamak için, her cilt tipinin ihtiyacına yönelik yenilikçi ürünler geliştiren Burgeon Biyoteknoloji ile enjekte edilebilir ürünler geliştirme konusunda uzman Laboratoires VIVACY, stratejik bir iş birliğine imza attı.

 

Dünyada hızla büyüyen medikal estetik sektöründe, cilt kalitesini arttırmak, cildini yenilemek isteyenlerle birlikte, güvenli ve etkili estetik çözümlere yönelik talep giderek artıyor. Bu artışla birlikte günümüzde dünyadaki yüz enjeksiyonları pazarı yaklaşık 14 milyar doları buldu. Yüz enjeksiyonları içerisinde botoks olarak bilinen toksinler ve çeşitli dolgular yer alıyor. Bu dolguların en bilineni ise hiyalüronik asitler. Bunlar son 20 yıldır piyasanın çoğunluğunu oluşturuyor. Ancak son dört yılda bunların kullanımı yüzde 15 artarken, kalsiyum bazlı biyostimülatörlerin kullanımı yüzde 180 artmış durumda. Artan bu ihtiyaç yeni iş birliklerine de zemin hazırlıyor.

 


Burgeon ve VIVACY’den iş birliği


Artan bu talebi karşılamak üzere, her cilt tipinin ihtiyacına yönelik yenilikçi ve sürdürülebilir ürünler geliştiren Ankara merkezli Türk biyoteknoloji şirketi Burgeon Biyoteknoloji ile sağlık profesyonelleri için enjekte edilebilir ürünler geliştirme konusunda uzman Paris merkezli Fransız şirket Laboratoires VIVACY, NOVUMA® kalsiyum hidroksiapatit (CaHA) biyostimülatörünün yenilikçi teknolojisi ile STYLAGE® hyalüronik asit (HA) bazlı dermal dolguların bilimsel uzmanlığını birleştiren stratejik bir iş birliğine imza attı. İki ileri teknoloji platformunun entegrasyonu sonucu ortaya çıkan bu güçlü sinerji, dünya çapındaki uzmanlara cilt rejuvenasyonu alanında üstün etkinliğe sahip, bilimsel olarak yenilikçi ve klinik olarak kanıtlanmış kullanım olanakları sunarak, hastaların sürekli değişen ihtiyaçlarının karşılanmasına önemli katkılar sağlamayı hedefliyor.

 


“Hastalar artık ciltlerini yenileme ve kalitesini arttırmakla ilgileniyor”


“Eskiden dolgu yaptıran hastalar hacim artışı ve kırışıklıklarının doldurulmasını isterken, artık hastalar ciltlerini yenileme ve kalitesini arttırmakla ilgileniyor” diyen Burgeon Biyoteknoloji’nin Kurucusu ve Yönetici Ortağı Levent Mete Özgürbüz, şunları söyledi: “Burgeon dünyada bu teknolojiye sahip ilk üç firmadan biri olmayı başardığı için küresel anlamda önde gelen medikal estetik firmalarının ilgisini çekiyordu. Yenilikçi teknolojilerimiz, öncü vizyonumuz ve küresel ölçekte kanıtlanmış başarımız sayesinde sektörün güçlü oyuncularından VIVACY ile stratejik bir ortaklık kurduk. Bu birleşmenin de merkezinde yer alan ürünümüz NOVUMA, ilerleyen yaşla azalan kolajen ve elastin üretimini klasik dolgulara oranla çok daha fazla arttırarak ameliyata gerek olmadan yüz germe ve gençleştirme işlemlerinde hastalara ağrısız ve basit bir uygulamayla çok başarılı sonuçlar sunuyor.”

 


Ortak vizyon: Rejeneratif estetik alanını yeniden tanımlamak


Özgürbüz, iş birliğiyle ilgili ise şöyle konuştu: “Küresel ölçekte önemli bir stratejik iş birliğine imza attığımız için heyecanlıyız. Yarattığımız değerlerin ve öncü teknolojilerimizin bir sonucu olan bu iş birliğiyle sektörde öncü olmaya, yenilikçi çözümler sunmaya devam edeceğiz. Türkiye, Ortadoğu ve Latin Amerika’daki güçlü pazar etkinliğimize bu birleşmeyle VIVACY’nin dünyaya yayılmış ofisleri ve dağıtım ağını kullanarak Avrupa, Kuzey Amerika ve Çin’i de eklemeyi hedefliyoruz. VIVACY ile birlikte sınırları aşarak, geleceğin standartlarını belirleyecek, yeni çözümler geliştirmeyi ve küresel başarılara imza atmayı sürdüreceğiz.”

Laboratoires VIVACY Başkanı ve CEO’su Bertrand Frohly, “NOVUMA, VIVACY için hızla büyüyen biyostimülatör pazarına giriş adına önemli bir fırsat sunuyor,” diyerek sözlerine şöyle devam etti:  “NOVUMA, tüketicilerin cilt kalitesi ve cilt yenilenmesine yönelik giderek artan taleplerini doğrudan karşılayan bir ürün. Avrupa’da lider konumda olduğumuz mevcut STYLAGE® hiyalüronik asit (HA) portföyümüzle mükemmel bir uyum içinde. NOVUMA’yı önümüzdeki aylarda öncelikle Avrupa çapında kullanıma sunacak, ardından diğer bölgelerde de yaygınlaştıracağız. Amacımız, uzman iş ortaklarımıza, hastaların görünümünü ve cilt kalitesini iyileştirme beklentilerini güvenli ve etkili bir şekilde karşılayacak en ileri teknolojileri sunmak.”

 


	Laboratoires VIVACY Bilimsel ve Medikal Direktörü Denis Couchourel şöyle konuştu: “VIVACY olarak yeniliklerimizin odağında bilimsel mükemmellik yer alıyor. Hiyalüronik asit alanındaki uzmanlığımızı, Burgeon Biyoteknoloji’nin kalsiyum hidroksiapatit çalışmalarıyla birleştirerek rejeneratif estetikte sınırları genişletiyor, uzmanlara cilt biyolojisiyle uyumlu yeni nesil enjektabl çözümler sunuyoruz.”


 

sağlık haberleri - sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/burgeon-biyoteknoloji-fransiz-medikal-estetik-devi-vivacy-ile-2454.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/burgeon-biyoteknoloji-fransiz-medikal-estetik-devi-vivacy-ile-2454.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/burgeon-biyoteknoloji-fransiz-medikal-estetik-devi-vivacy-ile-2454-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/burgeon-biyoteknoloji-fransiz-medikal-estetik-devi-vivacy-ile-2454.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/burgeon-biyoteknoloji-fransiz-medikal-estetik-devi-vivacy-ile/3276/</link>
			<pubDate>Wed, 02 Apr 2025 14:38:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Erken BES'liler tasarrufa doğumdan başlıyor - Erken BES nedir?]]></title>
			<description><![CDATA[Mart ayı itibarıyla Bireysel Emeklilik Sistemi’nde 18 yaş altı katılımcıların sayısı 1,5 milyona yaklaşırken en fazla katılımcı 135 bin 225 ile sıfır yaşta görüldü. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[bes tasarrufu - erken bes nedir?

Mart ayı itibarıyla Bireysel Emeklilik Sistemi’nde 18 yaş altı katılımcıların sayısı 1,5 milyona yaklaşırken en fazla katılımcı 135 bin 225 ile sıfır yaşta görüldü. Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek, “Son gelişmeler, uzun vadeli tasarruflara ilginin arttığını ve devlet katkısının sunduğu avantajlarla da bireysel tasarruf sistemlerinin daha cazip hale geldiğini kanıtlıyor. Ailelerin bu konudaki farkındalığının artmasıyla tasarrufun doğum ile başladığını ve bireysel emeklilik sisteminin toplumda daha geniş bir kitleye ulaştığını görüyoruz” diye konuştu.

 

Yılın ilk çeyreğinde 18 yaş altı BES verilerini değerlendiren Sincek, “Ailelerin çocukları için erken yaşta finansal güvence oluşturma isteği, uzun vadeli tasarruf bilincinin artmasına ve sistemin daha geniş bir kitleye ulaşmasına olanak sağlıyor. Devlet katkısının sunduğu avantajlarla, BES, tasarruf yapmayı teşvik eden bir araç haline geliyor. Ailelerin ve gençlerin ilgisiyle sektörde önemli bir kilometre taşı haline gelen Erken BES ürünümüzde 167 binin üzerinde sözleşmeye ulaştık. Artık doğum ile başlayan tasarruf anlayışına Erken BES ile yeni bir boyut kazandırıyoruz” dedi.

Türkiye’de tasarruf farkındalığının güçlenmesinde 18 yaş altına yönelik Erken BES’in önemini vurgulayan Sincek, “Sektör genelinde 1,5 milyona yaklaşan katılımcı sayısına baktığımızda en fazla katılımın 135 bin 225 ile sıfır yaşta olduğunu görüyoruz. Erken yaşlarda başlayan tasarruf alışkanlıkları gençlerimize hayata atılırken çok önemli avantajlar sağlıyor. Katılım Emeklilik olarak Erken BES’te 111 bini aşan katılımcı sayımız ile sektöre öncülük ederken aynı zamanda yaptığımız teknoloji yatırımlarıyla farklı ihtiyaçlara yanıt veren, yenilikçi ürünler sunmaya devam ediyoruz” ifadesini kullandı.

 


Ailelerin yatırım tercihi “Erken BES”




Katılım Emeklilik olarak geniş fon yelpazesi ve yatırım seçenekleriyle farklı risk profillerine sahip katılımcılara hitap ettiklerin vurgulayan Sincek “Katılımcılara, enflasyonun üzerinde getiri elde etme fırsatı sunmakla birlikte faizsiz fon seçeneklerimizle de önemli bir avantaj sağlıyoruz. Yüksek getiri performans gösteren 17 faizsiz fon seçeneğimiz, ailelerin Erken BES'e olan ilgisini artıran önemli bir etken. Aileler, çocuklarının geleceğini güvence altına almak amacıyla birikimlerini katılım esaslı emeklilik fonlarında, örneğin altın, döviz veya hisse senedi gibi araçlarda değerlendirebiliyor. Özellikle altın fonları yüksek getiri oranıyla sektörde en çok getiriye sahip fon seçenekleri arasında ilk sırada yer alıyor. Bununla birlikte getiri sıralamasında altın katılım fonları birinci sırada yer alırken katılımcılarımız tarafından en çok tercih edilen KEF-Katılım Emeklilik Altın Katılım fonumuz oldu. Ayrıca KEZ-Katılım Emeklilik OKS Agresif Katılım Değişken fonumuz en çok kazandıran fon grupları arasında bulunuyor” şeklinde konuştu.

 


Erken BES’lilere özel avantajlar ve indirimler


Erken BES kapsamında farklı yaş gruplarına özel sundukları geniş ek hizmetlere dikkat çeken Sincek, "Erken BES'li çocuklarımız, sağlık, spor, bakım ve okul gibi alanlarda önemli indirim avantajlarından faydalanıyor. Yeni doğanlar için özel hazırlanan avantaj paketiyle anneler, psikolojik danışmanlık hizmetinden ücretsiz yararlanabiliyor; oyuncak, mobilya, kıyafet ve kreş gibi hizmetlerde anlaşmalı firmalardan indirimli alışveriş yapabiliyor. 2-5 yaş arasındaki katılımcılarımıza yönelik Okul Öncesi özel avantaj paketinde ise ücretsiz diş ve göz check-up’ı, oyun terapisi, anlaşmalı klinik ve hastanelerde ücretsiz ya da indirimli danışmanlık gibi hizmetler sunuyoruz. Okul Çağı özel avantaj paketinde ise 5-18 yaş arası çocuklar için diş ve göz check-up’ı, üniversiteye giriş tercihinde online rehberlik, ergenlik danışmanlık hizmeti ve spor salonlarında indirimli kurslar gibi fırsatlar yer alıyor” dedi.

 

sağlık haberleri - sgk dünyaı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/erken-bes-liler-tasarrufa-dogumdan-basliyor-erken-bes-nedir-8340.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/erken-bes-liler-tasarrufa-dogumdan-basliyor-erken-bes-nedir-8340.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/erken-bes-liler-tasarrufa-dogumdan-basliyor-erken-bes-nedir-8340-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/04/erken-bes-liler-tasarrufa-dogumdan-basliyor-erken-bes-nedir-8340.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/erken-bes-liler-tasarrufa-dogumdan-basliyor-erken-bes-nedir/3273/</link>
			<pubDate>Wed, 02 Apr 2025 12:48:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Mükemmel Olma Çabası Tüketiyor]]></title>
			<description><![CDATA[Günümüz kadınları, mükemmel anne, başarılı kariyer insanı, sosyal hayatın vazgeçilmez figürü ve kusursuz bir eş olma çabasıyla tükenmişlik sınırında yaşıyor. “Her şeye yetişmeliyim” baskısıyla mücadele eden kadınlar, farkında olmadan hem fiziksel hem de zihinsel sağlıklarını riske atıyor. Modern çağın bu görünmez yükü, “Süper Kadın Sendromu” olarak adlandırılıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ayrıntılar...


Süper Kadın Sendromu Nasıl Ortaya Çıkıyor?


Acıbadem LifeClub Sağlıklı Yaşam Hizmetleri’nden Uzm. Psikolog Cansu Çelik, süper kadın sendromu hakkında şunları söyledi: “Bugünkü toplumda kadınlardan birçok farklı rolü aynı anda ve mükemmel şekilde yerine getirmeleri beklenebiliyor. İş hayatında başarılı, aile içinde fedakâr, sosyal çevresinde aktif ve her durumda güçlü olmaları gerektiği düşüncesi, kadınları sürekli bir yetişme çabası içine sokabilmektedir. Kadınların hem fiziksel hem de zihinsel olarak kendilerini aşırı yıpratmasıyla ortaya Süper Kadın Sendromu çıkıyor. Örneğin, sabah işe gitmeden önce çocuklarının kahvaltısını hazırlayan, gün içinde yoğun toplantılar arasında koşturan, akşam yemeğini planlayan ve aynı zamanda sosyal ilişkilerini sürdürmeye çalışan bir kadın, zamanla bu yükün altında ezilmeye başlayabilir. Toplumsal beklentiler ve sosyal medya, "her şeye yetişen kadın" algısını besleyerek, kadınların üzerindeki baskıyı daha da artırabiliyor.”

 


Mükemmellik Arayışı Kadınları Nasıl Yoruyor?


Bu sendromun, kadınları hem duygusal hem fiziksel olarak olumsuz etkileyebildiğine dikkat çeken Uzm. Psikolog Cansu Çelik, “Sürekli kaslarda gerginlik hissi, uyku düzensizlikleri gibi belirtiler yaygın olarak görülürken; yoğun stres uzun vadede sinirli olma hali, odaklanma güçlüğü veya kaygı bozuklukları gibi riskleri de barındırabilir. İş yerinde mükemmel performans sergilemeye çalışan bir kadın, ailesine yeterince vakit ayıramadığı için suçluluk hissedebilir veya kendini sürekli yetersiz hissetme eğiliminde olabilir. Bu durum, zamanla hem iş hem de özel yaşamda tükenmişlik hissini beraberinde getirebilir” dedi.

 


‘Yeterince İyi’ Olmanın Yolları


Süper kadın sendromu ile başa çıkma yollarına da değinen Acıbadem LifeClub Uzm. Psikoloğu Cansu Çelik, sözlerini şöyle tamamladı: “Öncelikle, mükemmel olmak zorunda olmadığınızı kabul etmek önemlidir. Gerçekçi hedefler belirlemek, sınırlar koymak ve gerektiğinde "hayır" diyebilmek, hem zihinsel hem de fiziksel sağlığınızı korumaya yardımcı olabilir. Günlük sorumlulukları paylaşmak ve destek istemekten çekinmemek yükü hafifletir. Ayrıca, sosyal çevreyle güçlü bağlar kurmak ve gerektiğinde profesyonel destek almak, bu süreçte önemli bir fark yaratabilir. Güçlü olmak aynı zamanda yorulduğumuzu kabul etmek, sınır koymak, destek istemektir. Bazen durup dinlenebilmek ve kendimize öncelik verebilmektir.”

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/03/mukemmel-olma-cabasi-tuketiyor-3926.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/03/mukemmel-olma-cabasi-tuketiyor-3926.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/03/mukemmel-olma-cabasi-tuketiyor-3926-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/03/mukemmel-olma-cabasi-tuketiyor-3926.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/mukemmel-olma-cabasi-tuketiyor/3266/</link>
			<pubDate>Thu, 06 Mar 2025 17:32:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Baş Ağrınızı Hafife Almayın “Erken Teşhis ve Ameliyatsız Tedavi Hayat Kurtarıyor”]]></title>
			<description><![CDATA[Beyin damarlarında oluşan ve yırtılma riski taşıyan serebral anevrizmalar, artık açık ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebiliyor. TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Beyin Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. M. Erhan Türkoğlu, bu alandaki gelişmelerin hastalar için büyük bir avantaj sunduğunu belirterek, "Endovasküler tedavi yöntemleri sayesinde hastalar açık cerrahiye gerek duymadan, daha hızlı ve güvenli bir şekilde sağlığına kavuşabiliyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Türkoğlu, serebral anevrizmaların endovasküler yöntemlerle anjiyografi ünitesinde başarıyla tedavi edildiğini ifade ederek, "Bu minimal invaziv işlem sırasında damar içinden ilerletilen özel kateterler aracılığıyla anevrizma içerisine coil veya akım yönlendirici stentler yerleştirilerek kan akımı kontrol altına alınır ve anevrizmanın büyümesi ya da yırtılması önlenir" şeklinde konuştu.

 

ayrıntılar...


Hastaların İyileşme Süreci Daha Kısalıyor


Bu modern ve etkili tedavi sayesinde hastaların iyileşme sürecinin daha kısa olduğunu belirten Prof. Dr. Türkoğlu, " Bu yöntem, hastaların daha hızlı taburcu olmasını sağlıyor ve normal yaşamlarına daha kısa sürede dönmelerine olanak tanıyor" dedi.

 


Daha Fazla Hasta Konforu Sağlanıyor


Endovasküler tedavilerin klinik başarı oranlarının oldukça yüksek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Türkoğlu, "Son araştırmalar, bu yöntemin geleneksel cerrahi yaklaşımlarla kıyaslandığında daha düşük risk taşıdığını ve hasta konforunu artırdığını gösteriyor. Özellikle erken teşhis edilen anevrizmalar için endovasküler tedavi, en güvenli seçeneklerden biri haline gelmiştir" bilgisini verdi.

 


Geleceğin Tedavi Yaklaşımı


Prof. Dr. Türkoğlu, endovasküler tedavinin beyin damar hastalıklarında giderek daha yaygın hale geldiğini belirterek, "Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, minimal invaziv teknikler her geçen gün daha fazla hasta için uygulanabilir hale geliyor. Bu da serebral anevrizmaların tedavisinde cerrahi müdahaleye olan ihtiyacı önemli ölçüde azaltıyor" dedi.

Beyin damar sağlığı açısından erken teşhisin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Türkoğlu, "Baş ağrısı, görme bozuklukları veya ani bilinç kaybı gibi belirtileri olan hastaların vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması büyük önem taşımaktadır. Endovasküler tedavi, bu tür sorunların erken müdahale ile başarılı bir şekilde yönetilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/02/bas-agrinizi-hafife-almayin-erken-teshis-ve-ameliyatsiz-tedavi-hayat-kurtariyor-7517.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/02/bas-agrinizi-hafife-almayin-erken-teshis-ve-ameliyatsiz-tedavi-hayat-kurtariyor-7517.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/02/bas-agrinizi-hafife-almayin-erken-teshis-ve-ameliyatsiz-tedavi-hayat-kurtariyor-7517-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/02/bas-agrinizi-hafife-almayin-erken-teshis-ve-ameliyatsiz-tedavi-hayat-kurtariyor-7517.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/bas-agrinizi-hafife-almayin-erken-teshis-ve-ameliyatsiz-tedavi-hayat-kurtariyor/3265/</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2025 14:41:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sigortalılar - ''Uzaktan 'MUAYENE olabilir ve İLAÇ' yazdırabilirsiniz'']]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/01/sigortalilar-uzaktan-muayene-olabilir-ve-ilac-yazdirabilirsiniz-3946.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/01/sigortalilar-uzaktan-muayene-olabilir-ve-ilac-yazdirabilirsiniz-3946.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/01/sigortalilar-uzaktan-muayene-olabilir-ve-ilac-yazdirabilirsiniz-3946-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/01/sigortalilar-uzaktan-muayene-olabilir-ve-ilac-yazdirabilirsiniz-3946.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/sigortalilar-uzaktan-muayene-olabilir-ve-ilac-yazdirabilirsiniz/3262/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jan 2025 16:01:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kekemelik Demans Belirtisi Olabilir Mi?]]></title>
			<description><![CDATA[Uzm. Dr. İrem Önlen, kekemelik ve demans hastalıkları arasındaki ilişkiyi anlattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Konuşma ve dil becerileri, bireylerin iletişim kurma ve sosyal ilişkilerini sürdürme sürecinde hayati rol oynuyor. Ancak, bazı nörolojik, psikolojik veya yaşa bağlı durumlar, bu becerilerde bozulmalara yol açabiliyor. Kekemelik ve demans her ne kadar ayrı konular olsa da, kekemelikle benzer durumlar demansın belirtisi olabiliyor.

 

ayrıntılar...


Kekemelik Genellikle Çocuklukta Başlarken, Demans Yaşlılıkta Görülür


Acıbadem LifeClub Sağlıklı Yaşam Hizmetleri’nden Uzm. Dr. İrem Önlen, iki durumu da ayrı ayrı ele alarak şunları söyledi: “Kekemelik, genellikle çocukluk döneminde başlayan ve genetik, nörolojik veya psikolojik faktörlerle ilişkilendirilen bir konuşma bozukluğudur. İstemsiz olarak konuşmada kesintiler meydana gelmektedir. Bir hecede veya kelimenin ortasında aniden durulması, yinelenen sesler, heceler veya kelimeler, uzatmalar, geriye dönüşler, konuşmada ritim bozukluğu, tonlama ve vurgulamanın olmaması gibi etkiler görülmektedir. Kekemelik, bazen nörolojik bir sorunla ilişkilendirilebilir, özellikle beyin travması veya felç gibi durumlarda. Kişilerin sosyal ve psikolojik gelişimlerini etkileyebilir, bu da stres, kaygı ve özgüven sorunlarına yol açabilir.



Demans ise (bunama), genellikle yaşla ilgili bir durumdur ve beyinde bir bozulma sürecine yol açarak, hafıza, düşünme, iletişim ve diğer bilişsel işlevlerde sorunlara neden olur. Demansta konuşma bozukluklarından afazi, yani kişinin kelimeleri bulmakta zorlanması, konuşma hızında değişiklikler, anlama ve ifade etme güçlükleri yaşamaları, kişinin bildiği kelimeleri unutması ya da anlamsız kelimeler kullanması şeklinde görülüyor.”

 


İki Durumda Da Konuşma Bozuklukları Olabiliyor


Acıbadem LifeClub hekimlerinden Uzm. Dr. İrem Önlen, son olarak demans hastalarındaki konuşma bozukluklarının kekemeliğe benzeyebileceğinin altını çizdi: “Sonuç olarak, kekemelik ve demans, farklı temellere dayanan iki ayrı durumdur ve doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır. Ancak, her iki durumda da konuşma ve dil becerilerinde bozulmalar görülebilir. Eğer bir kişi demans hastası ise, kekemelikle benzer şekilde konuşma güçlükleri yaşayabilir, ancak bu kekemelikten ziyade, demansın bir belirtisi olabilir.”

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/01/kekemelik-demans-belirtisi-olabilir-mi-6327.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/01/kekemelik-demans-belirtisi-olabilir-mi-6327.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/01/kekemelik-demans-belirtisi-olabilir-mi-6327-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2025/01/kekemelik-demans-belirtisi-olabilir-mi-6327.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/kekemelik-demans-belirtisi-olabilir-mi/3260/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jan 2025 08:00:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SGK - Karşılıyoruz!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sosyal Sigortalar Kurumu (SGK), bilgi paylaşımı yaptı...



	''İlaç ve tıbbi malzeme almak amacıyla düzenlenen sağlık raporu bedelini Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında karşılıyoruz.''
	SGK





sgk dünyası 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/sgk-karsiliyoruz-4968.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/sgk-karsiliyoruz-4968.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/sgk-karsiliyoruz-4968-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/sgk-karsiliyoruz-4968.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/sgk-karsiliyoruz/3248/</link>
			<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 12:58:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Açlığı Taklit Eden Beslenme Modeli’ni doğru biliyor muyuz?]]></title>
			<description><![CDATA[Açlığı Taklit Eden Beslenme Modeli. Bu yöntem, kontrollü ve bilimsel bir şekilde açlık benzeri bir etki yaratarak vücudu yenilemeyi ve sağlığı iyileştirmeyi amaçlıyor. Peki, bu beslenme modeli tam olarak nedir, nasıl çalışıyor ve hangi faydaları sunuyor? Bu tür diyetleri denemeden önce mutlaka uzmana danışılması gerektiğinin altını çizen Sofra/Compass Group Türkiye Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, bu yeni diyet türü hakkında merak edilenleri yanıtladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Açlığı Taklit Eden Beslenme Modeli (Fasting Mimicking Diet - FMD), sağlıklı bir yaşam tarzı için geliştirilen bir beslenme yöntemidir. Uzun süreli açlık deneyimini, besin alımını tamamen kesmeden vücuda yaşatmayı hedefler. Valter Longo gibi öncü araştırmacılar tarafından geliştirilmiş bu yöntem, açlığa benzer metabolik tepkileri tetikleyen düşük kalorili, belirli besin öğeleri açısından dengeli bir diyet sunuyor. Amaç, vücudu açlık moduna sokarak hücre yenilenmesini ve metabolik sağlığı iyileştirmek, ancak bu süreçte vücudun ihtiyacı olan temel besinleri de sağlamak.

Nasıl çalışıyor?

Emel Terzioğlu Arslan “Açlığı taklit eden bu model, vücudun enerji kaynaklarını ve hücresel süreçlerini optimize eder. FMD genellikle 3-6 ayda bir uygulanabilir. Bir diyetisyen gözetiminde, vücut ve sağlık durumu göz önünde bulundurularak uygun sıklık belirlenmelidir. FMD sonrasında ise normal beslenme düzenine dönülmelidir. Ancak bu geçiş süreci, ani bir kalori artışından kaçınılarak dikkatli yapılmalıdır.”

Kalori kısıtlaması: FMD, genellikle 5 gün süren düşük kalorili bir beslenme planına dayanır. İlk gün yaklaşık 1000-1200 kalori, sonraki günler ise 700-800 kalori alınır.

Yüksek yağ, düşük protein ve karbonhidrat: Diyet, genellikle bitki bazlı, sağlıklı yağlar açısından zengin ve düşük karbonhidratlı besinlerle yapılır. Lif açısından zengin sebzeler, zeytinyağı, kuruyemişler, yeşil yapraklı sebzeler ve sınırlı miktarda protein içerir. Bu beslenme biçimi, vücudu açlık moduna sokar ve yağ depolarını kullanmaya teşvik eder.

Hücre onarımı ve yenilenme: Vücut, açlık benzeri bir duruma geçtiğinde otofaji adı verilen bir süreç başlar. Bu süreç, hasarlı hücrelerin temizlenmesi ve yenilenmesi anlamına gelir. Aynı zamanda vücudun kök hücre üretimi artar, bağışıklık sistemi güçlenir ve yaşlanma süreci yavaşlar.

İnsülin duyarlılığı ve yağ yakımı: FMD, insülin seviyelerini düşürerek insülin direncini azaltır. Bu da metabolizmayı hızlandırır ve yağ yakımını destekler.

FMD’nin faydaları nelerdir?

“Açlığı Taklit Eden Beslenme Modeli, metabolik sağlığını iyileştirmek isteyen bireyler için ideal bir yöntem” diyen Emel Terzioğlu Arslan uyarıyor: “Hamileler, emziren anneler, kronik hastalığı olanlar uygulamamalıdır. Bu nedenle FMD'yi uygulamadan önce mutlaka bir sağlık profesyoneline danışılmalıdır.”

“Açlığı Taklit Eden Beslenme Modeli, birçok sağlık faydasıyla dikkat çekiyor” diyen Emel Terzioğlu Arslan, bu modelin faydalarını şöyle sıralıyor:

Hücre Yenilenmesi: Açlık benzeri bir ortam, hücresel onarım mekanizmalarını tetikleyerek vücudu daha genç ve dinç tutar.

Metabolik Sağlık: FMD, insülin duyarlılığını artırarak, tip 2 diyabet gibi metabolik hastalıklara karşı koruma sağlar.

Yağ Yakımı ve Kilo Kaybı: Kalori kısıtlaması, vücudu yağ depolarını kullanmaya yönlendirir ve sağlıklı bir kilo kaybı sağlar.

Yaşlanma Karşıtı Etkiler: Hücresel yenilenme ve hasarlı hücrelerin temizlenmesi, yaşlanma belirtilerini yavaşlatır ve uzun vadede kronik hastalıklara karşı koruma sağlar.

Bağışıklık Güçlenmesi: FMD, bağışıklık sistemini yeniden düzenler ve güçlendirir. Bu da hastalıklara karşı direncin artmasına katkı sağlar.

 

sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/acligi-taklit-eden-beslenme-modeli-ni-dogru-biliyor-muyuz-8758.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/acligi-taklit-eden-beslenme-modeli-ni-dogru-biliyor-muyuz-8758.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/acligi-taklit-eden-beslenme-modeli-ni-dogru-biliyor-muyuz-8758-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/acligi-taklit-eden-beslenme-modeli-ni-dogru-biliyor-muyuz-8758.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/acligi-taklit-eden-beslenme-modeli-ni-dogru-biliyor-muyuz/3247/</link>
			<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 12:56:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Diyabet Tedavisinde Devrim - ÖNEMLİ gelişme!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Diyabet yönetimindeki teknolojik gelişmeler, hastaların yaşam kalitesini yükseltmek ve tedavi süreçlerini daha etkin hale getirmek açısından büyük önem taşıyor. Özellikle sensör teknolojisi, cilt altı sıvısındaki glukoz seviyelerini düzenli aralıklarla ölçerek diyabetli bireylere ve sağlık profesyonellerine ayrıntılı bilgi sağlıyor. Bu sayede, hem Tip 1 hem de Tip 2 diyabet yönetiminde daha kapsamlı bir glukoz kontrolü sağlandığını söyleyen Prof. Dr. Okan Bakıner, son araştırmaların da sensör kullanımının her iki diyabet türünde de komplikasyon risklerini minimize ettiğini ve böylelikle hastaların günlük yaşamlarını daha kolay yönettiklerini ortaya koyduğunu belirtti.

 

ayrıntılar...

Sensör teknolojisi, etkin diyabet yönetimi adına hem hastalar hem de hekimler için vazgeçilmez hale geldi. Sürekli glukoz takibi imkânı sunmanın yanı sıra ani değişimlere hızla müdahale edilmesine olanak sağlayan sensörler, uzun vadede sağlık sonuçlarını iyileştirme açısından diyabet tedavisinde devrim niteliği taşıyor. Bu teknolojinin hastalar ve doktorlar için büyük kolaylık sağladığına dikkat çeken Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Okan Bakıner, Tip 1 ve Tip 2 diyabetli bireylerde sensör kullanımının önemini şu sözlerle anlattı: “Sensörler, kan glukoz düzeylerine çok yakın seviyelerde olan cilt altı sıvısındaki glukozu çok sık aralıklarla ölçüyor. Bu teknoloji, gün içerisinde parmak delmeden hastanın istediği andaki glukoz düzeyi ile ilgili ayrıntılı bilgiler veriyor. Hastalarımız yemek öncesi ve yemek sonrası, gece ya da günün herhangi bir anında glukoz düzeyleri ile ilgili bilgiye sahip olabiliyor. Bu şekilde kullanıcılar hem karbonhidrat sayımı öncesi temel avantajları elde ediyor hem de şekerin aşırı düşmeye ya da yükselmeye başladığı anları sensörden gelen uyarılarla fark edip önlem alabiliyor. Ayrıca günlük şeker grafiklerini inceleyerek, glukoz seviyelerindeki sorunların bazal insülin dozlarından mı yoksa bolus insülin uygulamalarının yetersizliğinden mi kaynaklandığını tespit etmek mümkün oluyor. Sensörler sayesinde beslenmeye bağlı glukoz değişiklikleri anında fark edilerek gerekli ayarlamalar hızlı bir şekilde yapılabiliyor. Bu durum, hem tedavi süreçlerinin daha hassas yönetilmesine hem de hastaların daha stabil bir glukoz kontrolü sağlamasına katkı sağlıyor. Dolayısıyla hem hasta hem de hekim insülin doz ayarlarını kolaylıkla yapabiliyor veya beslenmenin yarattığı değişiklikleri görüp diyet uyumunu artırabiliyor. Pompa kullanan Tip 1 diyabetli hastalarda pompalara entegre sensörler sayesinde akıllı güncel pompalar şekerin düşme ya da yükselme hızına göre insülin gönderme hızını ayarlayabiliyor. Bu sistemler bir çeşit yarı otomatik yapay pankreas olarak görev yapabiliyor. Yine pompalar sensörden aldıkları bilgiyle ani şeker düşüklüğü olan hipoglisemiye girmeden insülin göndermeyi yavaşlatıp durdurabiliyor. Bu da hastalarımızın adına en korktuğumuz sorun olan hipoglisemiyi yaşamalarını önlüyor.”

 


Tip 2 diyabetli hastalar sürekli parmak delme derdinden kurtuluyor


Sensör teknolojisinin Tip 2 diyabetli bireylerin yaşam kalitesini büyük oranda etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Okan Bakıner; “Bu teknolojinin en büyük avantajlarından biri hastaların sürekli parmak delme ihtiyacı duymadan gün içerisindeki glukoz seviyelerini takip edebilmeleri. Glukozdaki ani düşüş ve yükselmeleri, sensörlerin akıllı telefonlarına gönderdiği uyarılarla anında fark eden hastalar, hızla önlem alarak olası komplikasyonların önüne geçebiliyor. Bu anlık geri bildirimler diyabet yönetiminde büyük bir kolaylık sağlarken hastaların yaşam kalitesini de önemli ölçüde artırıyor. Ayrıca Tip 2 diyabetik hastaların önemli bir bölümünde maalesef diyete uyum sorunu görüyoruz. Sensörler sayesinde bu hastalar, hangi gıdaların glukozda ani ve aşırı yükselmeye neden olduğunu görebiliyor ve buna göre beslenmelerini yeniden düzenleyebiliyor. Hekim olarak bizler hem hastanın telefonundan hem de istersek kendi bilgisayar ekranımızdan hastamızın günlük glukoz değerlerini, grafiklerini ve ani şeker oynamalarını takip ederek tedavi düzenlememizi çok daha rahat ve doğru biçimde yapabiliyoruz” şeklinde konuştu.

 


Sensörler sayesinde hasta-hekim iş birliği artıyor


Sensörlerin hekimlere sunduğu avantajlara da değinen Prof. Dr. Okan Bakıner; “Sensörlerin bize sunduğu en büyük avantaj hastalarımızın günlük, haftalık, 14 günlük ve aylık şeker çizelgelerini detaylı bir şekilde görebilmemiz. Bu sayede anlık ve günlük dalgalanmaları çok daha iyi anlayabiliyoruz. Ayrıca, sensör cihazları gün içerisindeki ani şeker düşüş zamanlarını tam saatleriyle bildiriyor. Bu bilgi, tedavi protokollerimizi gözden geçirmemize ve gerektiğinde düzenlemeler yapmamıza olanak sağlıyor. Sensörlerden aldığımız diğer önemli bir bilgi de hastanın hedefte geçirdiği zaman. Genel olarak şeker düzeylerinin 70-180 mg/dl arasında seyrettiği süreyi bize veren ‘Hedefte Geçen Zaman’ aralığının, günün 24 saatinin en az yüzde 70’ini kapsaması gerekir. Bu cihazlar sayesinde hastalarımızın hedefte geçen zaman miktarını, hedefin üstü ya da altı geçen zaman miktarlarını, günlük dalgalanmaları, ortalama günlük, haftalık, 14 günlük ve aylık şeker düzeylerini görebiliyoruz. Tahmini HbA1C (üç aylık şeker ortalaması) düzeyini öngörebiliyoruz. Bu hem hekimler olarak bizlerin tedavilerini yeniden gözden geçirme olanağı sunuyor hem de hastalarımızla olan iş birliğimizi artırıyor” dedi.

 


Sensör teknolojisini kullanan bireyler daha iyi bir HbA1C düzeyine sahip


Sensör sayesinde diyabetli bireylerin parmak ucu delmeden günün 24 saatinde glukoz düzeyleri hakkında bilgi alabilecek rahatlığa erişebildiklerinin altını çizen Prof. Dr. Okan Bakıner; “Bu teknoloji ile hastalarımız, hipoglisemi ve hiperglisemi uyarı sistemi ile kan şekerinde ani düşüş ve yükselmelere karşı önlem alabilecek duruma geldiler. Özellikle de ‘gece kan şekerim düşerse ne olur’ korkusunu yendiler. Yaşlı ve çocuk hastalarda çok daha kritik önem taşıyan bu durumun kolaylıkla kontrol altında tutulabilmesi hasta yakınlarına da büyük kolaylık sağlıyor. Yapılan çalışmalar sensör teknolojisini kullanan hastaların daha iyi HbA1C düzeylerine sahip olduğunu ve daha az gün içi glukoz değişkenliği yaşadığını gösteriyor. Diyet ve egzersiz gibi zorunlu yaşam tarzı değişikliklerine hasta uyumunun arttığını da çalışmalardan görüyoruz. Erken dönemden itibaren sensör teknolojisi kullanan hastalarda küçük ve büyük damar hastalıkları ile ilgili diyabet komplikasyonlarının azaldığını gözlemliyoruz. Üstelik sensör teknolojisi, artık sadece Tip 1 diyabetli bireyler için değil, insülin kullanan Tip 2 diyabetik hastalar ve hatta gebelerde bile önerilen bir yöntem haline geldi. Sensörlerin maliyeti de günümüzde daha erişilebilir durumda. Bu noktada özellikle tedaviye uyum sorunu yaşayan hastalar için sensör teknolojisi devrim niteliğinde” diyerek sözlerini sonlandırdı.

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/diyabet-tedavisinde-devrim-onemli-gelisme-3195.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/diyabet-tedavisinde-devrim-onemli-gelisme-3195.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/diyabet-tedavisinde-devrim-onemli-gelisme-3195-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/10/diyabet-tedavisinde-devrim-onemli-gelisme-3195.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/diyabet-tedavisinde-devrim-onemli-gelisme/3246/</link>
			<pubDate>Wed, 02 Oct 2024 14:13:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sabah Anksiyetesi ile Başa Çıkmanın 6 Yolu]]></title>
			<description><![CDATA[Sabah anksiyetesi, genellikle sabahları uyanır uyanmaz veya güne başlamadan önce yaşanan yoğun kaygı ve endişe durumu olarak tanımlanıyor. Bu durum, günün ilk saatlerinde hissedilen kaygı, iş, sorumluluklar veya sosyal etkileşimlerle ilgili korkulardan kaynaklanabiliyor. Sabah anksiyetesi; bazen uykusuzluk, stresli bir yaşam tarzı veya genel bir anksiyete bozukluğunun belirtisi de olabiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ayrıntılar...


Sabah Anksiyetesinin Belirtileri Nelerdir?


Pek çok insan için uyandıktan hemen sonra kendini gösteren sabah anksiyetesinin, günün geri kalanını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken LifeClub Uzm. Klinik Psikoloğu Cansu Karaman, belirtiler hakkında şunları söyledi: “Günün başlamasıyla ilgili yoğun bir endişe duygusuna kapılmak hastalığın önemli bir belirtisidir. Kalp çarpıntısı, terleme, titreme veya mide bulantısı gibi semptomlar görülebilir. Geceleri sık sık uyanma veya sabahları yorgun uyanma da sabah anksiyetesiyle ilişkili olabilir. Kafada dönüp duran düşünceler ve sorunlar hakkında aşırı düşünerek zihni meşgul etmek, hüzün, üzüntü veya moral bozukluğu gibi ruhsal belirtiler sabah anksiyetesine işaret edebilir.”

 


Sabah Anksiyetesi ile Nasıl Başa Çıkılır?


LifeClub Sağlık Hizmetleri’nden Uzm. Klinik Psikolog Cansu Karaman, sabah anksiyetesi ile başa çıkacak 6 öneriyi şöyle sıraladı:

1. Sabah Rutinlerini İyileştirme

Sabahları ani bir şekilde uyanmak yerine, yataktan yavaşça, kademeli olarak kalkmak ve yavaş bir rutin uygulamak rahatlatıcı olabilir. Yine günün ilk saatlerinde yapılacak meditasyon, derin nefes egzersizleri veya hafif bir egzersiz, sabah anksiyetesine iyi gelecektir.

2. Uyku Kalitesini Artırma

Kaliteli bir uyku sabah anksiyetesine çok iyi gelecektir. Her gün aynı saatte yatağa girmek ve uyanmak, biyolojik saatinizi düzenler. Yatak odasını sessiz, karanlık ve serin tutmak da uyku kalitesini artırabilir. Ayrıca yatmadan önce telefon, televizyon, bilgisayar, tablet gibi cihazlardan uzaklaşmak, yani ekran kullanımını azaltmak, uykuya geçişi kolaylaştırabilir.

3. Stres Yönetimi

Güne başlamadan önce gününüzü planlamak, kendinizi daha organize ve güvende hissetmenizi sağlar. Meditasyon, yoga ya da derin nefes egzersizleri gibi rahatlama teknikleri uygulamak anksiyeteyi azaltabilir.

4. Düzenli Beslenme ve Egzersiz

Sağlıklı bir kahvaltı yapmak, kan şekerinizi dengeleyebilir ve enerji seviyenizi artırabilir. Bu yüzden dengeli beslenmek büyük önem taşıyor.

Egzersiz yapmak, düzenli fiziksel aktivite, endorfin salgılar ve genel ruh halini iyileştirmeye büyük katkı sağlar.

5. Düşünce ve Davranış Yönetimi

Kafanızdaki olumsuz düşünceleri fark etmek ve daha olumlu alternatiflerle değiştirmek de anksiyeteye karşı yardımcınız olabilir. Küçük ve ulaşılabilir hedefler koyarak, stres ve endişeyi azaltabilirsiniz.

6. Profesyonel Destek

Bir uzman psikolog ile görüşmek, sabah anksiyetesinin nedenini anlamanıza ve başa çıkma stratejileri geliştirmenize yardımcı olabilir. Gerekli durumlarda, psikiyatri uzmanı anksiyete bozukluklarını yönetmeye yardımcı olabilecek ilaçlar da önerebilir.

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/sabah-anksiyetesi-ile-basa-cikmanin-6-yolu-4426.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/sabah-anksiyetesi-ile-basa-cikmanin-6-yolu-4426.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/sabah-anksiyetesi-ile-basa-cikmanin-6-yolu-4426-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/sabah-anksiyetesi-ile-basa-cikmanin-6-yolu-4426.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/sabah-anksiyetesi-ile-basa-cikmanin-6-yolu/3242/</link>
			<pubDate>Mon, 30 Sep 2024 12:09:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kolesterol gerçeği - Prof. Dr. Hüseyin Bozbaş!]]></title>
			<description><![CDATA[Prof. Dr. Hüseyin Bozbaş’ın kaleme aldığı "Kolesterol Gerçeği" adlı kitap, halk arasında yaygın olan kolesterol hakkındaki bilgi kirliliğini ortadan kaldırmayı ve doğru bilgiye erişimi sağlayacak bir kaynak niteliğinde.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

	
	Prof. Dr. Hüseyin Bozbaş’ın kaleme aldığı "Kolesterol Gerçeği" adlı kitap, halk arasında yaygın olan kolesterol hakkındaki bilgi kirliliğini ortadan kaldırmayı ve doğru bilgiye erişimi sağlayacak bir kaynak niteliğinde.
	



 

ayrıntılar...

''Alanında 20 yılı aşkın bir deneyime sahip olan Prof. Dr. Bozbaş, kolesterol tedavisi konusunda farkındalık yaratmayı hedeflerken bilimsel verileri sade bir dille açıklayarak kolesterolün doğru yönetimi için herkesin anlayabileceği bir kaynak oluşturuyor.

Destek Yayınları etiketiyle raflarda yerini alan, Prof. Dr. Hüseyin Bozbaş’ın deneyimlerinden ve bilimsel çalışmalarından yola çıkarak hazırladığı "Kolesterol Gerçeği", yaşam tarzı değişiklikleri, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz gibi konuları kapsamlı olarak ele alınmakta, bu tedavi yöntemlerinin kolesterol yönetimindeki önemi vurgulanmaktadır.''

 


Kitapta Yer Alan Ana Başlıklar:



	Kolesterol ve Kalp Damar Sağlığı
	Kolesterolün Vücuttaki Rolü
	Kalp Damar Hastalıklarının Tarihsel Gelişimi
	Kolesterol Tedavi Yöntemleri: Yaşam Tarzı Değişiklikleri ve İlaçlar
	Statinler ve Diğer Kolesterol Düşürücü İlaçlar
	Bilimsel Veriler Işığında Kolesterolün Yönetimi


 


Arka Kapak Yazısı!


Prof. Dr. E. Murat Tuzcu, Kardiyovasküler Tıp Bölüm Başkanı,  Cleveland Clinic, Abu Dhabi. 

“Prof. Bozbaş kitabında yalnız kolesterolle ilgili bilgi vermekle yetinmiyor. Çağımızın en öldürücü hastalığı olan kalp krizinden nasıl korunabiliriz sorusuna bilimsel verilere dayanarak ayrıntılı bir cevap veriyor.Bu hastalıktan yalnızdoktorun çabasıyla korunulamayacağını, hastanın da sorumluluğu paylaşıp bilim dışı söylemlere kulak asmadan, sorunun temel neden ve nasıllarını öğrenip kendi derdine sahip çıkması gerektiğini vurguluyor.

 

Prof. Dr. Mehmet Emin Korkmaz,  Güven Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Başkanı, Ankara.

“Anlattığı konuyu çok iyi bilen, ön cephede savaşan, sahadan bir hekim ve akademisyen tarafından, kalp hastalıkları, risk faktörleri, korunma yöntemleri ile ilgili bilinmesi gereken herşeyin sade,anlaşılabilir bir dille yazıldığı bir kitap bu. Türk okurunun bilgi hazinesini çok zenginleştirecektir.”    

 

Prof. Dr. İrem Dinçer, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi,  Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Ankara.

“Konu ile yakından ilgili hocamın bilimsel yayınları temel alarak özellikle herkesin anlayacağı dilden yazdığı bu kitap, bu konu ile ilgili kafa karışıklığını ortadan kaldırmak için okunması gereken çok değerli bir eser olmuş”. 

 

Prof. Dr. Okan Onur Turgut, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi,  Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Sivas.

Kan yağları, kolesterol ve damar sertliği hakkında akıllardaki pek çok soruya kapsamlı yanıtları kolay anlaşılabilir bir biçimde gözler önüne seren bu kitap vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olacaktır”. 

 


Prof. Dr. Hüseyin Bozbaş kimdir?


Prof. Dr. Hüseyin Bozbaş, 15 Kasım 1973’te Sivas’ın Kangal ilçesi Akpınar köyünde doğdu. Sivas 4 Eylül Kongre Lisesi’nde ortaöğrenimini tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı. Fakülteye başlarken çocuk doktoru olmak istiyordu fakat ilerleyen yıllarda kalp ve damar hastalıklarına büyük ilgi duymaya başladı. 1999 yılında mezun oldu ve aynı yıl Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’nda asistanlığa başladı. 2004 yılında ABD Cleveland Klinik Kardiyoloji Bölümü’nde Prof. Dr. Murat Tuzcu’nun yanında bulundu. 2009 yılında doçent, 2018 yılında profesör oldu. Türkçe üç tıp kitabında bölüm yazarlığı bulunan Bozbaş’ın, 60’tan fazla uluslararası hakemli, 20’den fazla da ulusal hakemli dergide makaleleri yayınlanmıştır. 2023 yılında yayınlanan ‘HİPERTANSİYON KORKULACAK BİR HASTALIK DEĞİLDİR’ kitabı 10 binden fazla okuyucuyla buluşmuş ve sağlık alanında Türkiye’de en çok okunan kitaplar arasında yerini almıştır. 2020 yılında yayınlanan, İngilizceye ve Azerbaycan Türkçesine de çevrilmiş olan KOLESTEROL GERÇEĞİ adlı kitabını güncelleyerek okuyucuya sunan Prof. Bozbaş Ankara’da TOBB ETÜ Tıp Fakültesi’nde Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı olarak çalışmalarına devam etmektedir.

 

eser...

Eser Adı: Kolestrol Gerçeği   

Alt Başlık: Sorular ve Hasta Hikayeleri ile

Yazar Adı: Hüseyin Bozbaş

Yayınevi: Destek Yayınları

Türü: Sağlık

 

sağlık yayınları - sgk dunyasi



]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/kolesterol-gercegi-prof-dr-huseyin-bozbas-818.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/kolesterol-gercegi-prof-dr-huseyin-bozbas-818.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/kolesterol-gercegi-prof-dr-huseyin-bozbas-818-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/kolesterol-gercegi-prof-dr-huseyin-bozbas-818.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/kolesterol-gercegi-prof-dr-huseyin-bozbas/3238/</link>
			<pubDate>Sun, 29 Sep 2024 11:26:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Alzheimer hakkında bilinmesi gereken 8 önemli nokta!]]></title>
			<description><![CDATA[En yakınlarını hatırlayamamak, evinin yolunu bulamamak, konuşurken konuyu unutmak, aynı soruları tekrar tekrar sormak… ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ayrıntılar...

Eski bilgiler ve yaşanmışlıkları net şekilde hatırlarken, yakın zamanda yaşananları ise unutmak! Özellikle 65 yaş üzerinde en sık görülen demans (bunama) nedeni olan Alzheimer hastalığıyla, dünya genelinde 55 milyonu aşkın kişinin mücadele ettiğini ve 2024 Uluslararası Alzheimer Raporuna göre; 2050 yılına kadar bu sayının 139 milyona yükselmesinin beklendiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer “Ülkemizde de halen bir milyon civarında Alzheimer hastası bulunuyor ve 65 yaş üzerinde hastalığın görülme sıklığı her beş yılda bir ikiye katlanıyor” diyor. Bununla birlikte tıp ve teknolojideki gelişmelerle erken ve kesin tanı konulmasının mümkün olmasının da etkisiyle Alzheimer hastalarının sayısının son yıllarda hızla arttığını belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer, her unutkanlığın yaşlanmanın doğal bir sonucu değil, Alzheimer hastalığının bir belirtisi olabileceğini, bu nedenle bazı belirtilere çok dikkat etmek gerektiğini vurguluyor. Demans ve Davranış Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında yaptığı açıklamada, Alzheimer hakkında bilinmesi gereken 8 önemli noktayı anlattı, unutkanlığınızdan ne zaman endişe etmeniz gerektiğini anlamanıza yardımcı olacak 9 soruluk test hazırladı, gerek hastalar gerekse bu zorlu süreçte hasta yakınlarına yönelik çok önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.  

 


Bu belirtileri önemseyin!


Sinsice ilerleyen Alzheimer’ın en temel belirtisini yakın bellek bozukluğu oluşturuyor. Erken evrede yeni bilgiler hatırlanamazken, eskiler zihinde canlı kalıyor. Aynı soruları tekrar tekrar sorma, kelime bulma güçlüğü, konuşurken konuyu unutma, uyku ve konsantrasyon bozukluğu, çevreye karşı ilginin azalması, başkalarına kayıtsızlık, bildik mekanlarda yolculuk yapabilmeye karşın yabancı mekanlarda kaybolabilme, araba kullanırken dikkatsizlik ve yönleri karıştırma gibi güçlükler başlarken; parasal konularda hata yapma, yeniliklere adapte olamama, hobilere son verme ve yemekleri eskisi gibi özenli ve detaylı yapamama ortaya çıkıyor. 

 


Risk faktörlerine dikkat edin!


İleri yaşın hastalığın en önemli risk faktörü olduğunu, genetik etkenlerin de öne çıktığını Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer “Yaş almakla birlikte hastalığın sıklığı katlanarak artar. 65-85 yaş arası her 5 yılda bir bunama sıklığı 2 katına çıkmaktadır. Öte yandan yüksek tansiyon, diyabet ve kalp krizi ile kronik stres ve depresyon, eşin kaybedilmesi, yas, taşınma ve uyku kalitesinin bozukluğu gibi faktörler de Alzheimer hastalığı görülme olasılığını artırmaktadır. İleri yaşta düzeltilmeyen işitme kaybı ise yeni tanımlanan bir risk faktörüdür” diyor. 

 


Erken yaşlarda da görülebiliyor!


Alzheimer hastalığı genetik etkenler nedeniyle 40 hatta 30’lu yaşlarda da görülebiliyor. Bu kişilerde hastalık çok daha hızlı ilerliyor ve semptomları ağır oluyor. Erken yaşta başlayan Alzheimer hastalığının tüm olguların yaklaşık yüzde 5-6’sını oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Tuncer, bu kişilerde hafıza bozukluğunun daha az ancak bellek dışı bilişsel alanların daha fazla etkilendiğini, ayrıca daha büyük psikososyal zorluklar yarattığını vurguluyor. Prof. Dr. Neşe Tuncer, bilim insanlarının son yıllarda fosil yakıt tüketimi, enerji santralleri, motorlu araçlar ve orman yangınları gibi hava kirliliğine neden olan etkenlerin de Alzheimer hastalığında ciddi risk oluşturduğuna, ayrıca kronik stres ve depresyonunun da hastalık riskini 4 kat artırdığını ortaya koyduklarına dikkat çekiyor. 

 


Erken tanı ve tedavi çok önemli!


Alzheimer hastalığı kişinin içgörüsünü erken dönemlerden itibaren bozabiliyor. Hastalık tam başlamadan kişi unutkanlığını fark edebilirken, erken evrelerde zihinsel bir bozukluğu olduğunu ise reddedebiliyor! Bu nedenle Alzheimer belirtileri gözleniyorsa hastanın, yakınlarının desteği ile hekime gitme konusunda ikna edici olunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tuncer “Hastalığın erken tanısı çok önemlidir çünkü tedavide kullanılan ilaçlar erken evrelerde başlanınca etkili olmaktadırlar ve unutkanlığa neden olan diğer durumlar araştırılıp erken tedavi edilirse yakınmalar ortadan kaybolabilir” diyor.  

 


Tanı ve tedavide yeni gelişmeler umut veriyor


Son yıllarda teknoloji ve tıpta yaşanan gelişmelerin de hastalığın erken ve kesin tanı koyulmasını sağladığına dikkat çeken Prof. Dr. Tuncer, tanı ve tedavide en yeni gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Hastalığı ortaya çıkaran beyin doku değişiklikleri hastalık başlamadan 20-30 yıl önce başlıyor. Tanıda beyin görüntülemeleri (MRI) dışında, yapı henüz bozulmadan fonksiyon bozukluğunu gösteren FDG-PET ve hastalıkta biriken amiloid plaklarını görüntüleyen Amiloid PET yöntemi yeni ve kesin tanı koydurucu bir tetkiktir ve erken evrede tanı koymamızı, hastalığın seyrini öngörmemizi sağlar. Kan genetik analizler ile Alzheimer hastalığına neden olan genleri taşıyıp taşımadığımız, hastalığın ortaya çıkma olasılığı henüz çok erken dönemlerde dahi yapılabilmektedir. Beyin omurilik sıvısı incelemeleri de kesin tanı koydurucu bir yöntemdir. Tedavide ise erken evrelerde kullanılan, beyinde biriken amiloid proteinleri temizleyerek faydalılık gösteren iki yeni ilaçtan en sonuncusu  Temmuz 2024’de FDA tarafından onaylandı. Henüz Avrupa ve ülkemizde ilaç kullanım onayı bulunmamakla birlikte iğne şeklinde uygulanan ilaçlar hastalığın seyrine olumlu etki göstermektedir” diyor. 

 


Hasta yakınlarını zorlu bir görev bekliyor


Alzheimer hastalarının yakınları için de süreç şüphesiz son derece zorlu ilerliyor. Bu nedenle psikososyal destek almak ve yardım istemekten çekinmemek gerekiyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer “Hastaların ilaçlarını kesintisiz kullanmaları, mekan değiştirmemeleri çok önemlidir. Alzheimer hastası ile kesinlikle unutkanlığı veya herhangi bir konuda tartışmaya girmemek gerekir. İkna olmadığı bir konuda ısrarcı olmaktan kaçınmalısınız ve suçlamalarından alınmamalısınız. Yapabildiği her şeyi yapmaya devam ettirmeye, fonksiyonelliğini olabildiğince artırmaya ve bu konuda destekleyip yüreklendirmeye özen göstermelisiniz. Siz de mutlaka kendinize olabildiğince zaman yaratmaya ve ailenizle, arkadaşlarınızla bağlantılarınızı sürdürmeye dikkat etmeli, kesinlikle içe kapanmamalısınız” diyor. 

 


Alzheimer hastalığına karşı bu önlemlere dikkat!


Prof. Dr. Neşe Tuncer hastalıktan korunmak için; kolesterolden ve hayvansal gıdalardan fakir, zeytinyağı, sebze, kuruyemiş, baklagil ve kepekli tahılları içeren besinlerin önemine dikkat çekerek, Akdeniz tipi beslenmenin düşünmeyi ve hafızayı iyileştirdiğinin kanıtlandığını söylüyor. Sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkların bilişsel işlevleri olumsuz etkileyip bellek ve bunamaya ve beyin damar hastalıklarının görülmesine neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tuncer kalitesiz ve yetersiz uykunun da bilişsel fonksiyonlara zarar verdiğini belirtiyor. Sosyal aktivitelere katılmak, dostlarla birlikte olmak, aile ziyaretleri, bilişsel faaliyetleri uyaran yöntemler ve dikkatin artırılmasına yönelik egzersizlerin etkililiğinin kanıtlandığını belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer sözlerine şöyle devam ediyor: “Keyif veren yeni hobilere başlamak, yeni bir sanat, dil, enstrüman kullanmayı öğrenmek, bulmaca, sudoku, satranç oynamak, yeni şarkı sözleri ve ezgileri öğrenip söylemek, yeni tariflerden yemekler pişirmeyi denemek, kentin bilmediğiniz yolları ve yerlerini keşfetmek, evinize her gün gittiğiniz rotaları değiştirerek ulaşabilmek hatta kaybolup yol bulmak dahi etkili birer önlemdir.”

 


Unutkanlığımızdan ne zaman endişe etmeliyiz? 9 soruda test edin!



	Unutkanlığınız giderek artıyor ve günlük yaşamınızı artık etkiliyor mu?
	Konuşmanızda bozulma var mı?
	Zaman ve yer algınızda kayıp mı başladı?
	İş planlamalarınızı takipte zorluklar yaşamaya mı başladınız?
	Aynı soruları tekrar tekrar soruyor, eşyaları sürekli yanlış yere mi koyuyorsunuz?
	İçgörü ve yargılamanızda bozulma olup, hastalığı inkar ediyor musunuz?
	Kişilik ve davranış değişikliği mi gözlemliyorsunuz?
	Yol ve yön bulma güçlüğü nedeni ile artık dışarı çıkmakta zorlanıyor musunuz?
	İçe kapanıp, sosyal ortamlardan uzaklaşıp, hobilerinizi terk mi ettiniz? 


SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/alzheimer-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta-7388.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/alzheimer-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta-7388.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/alzheimer-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta-7388-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/alzheimer-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta-7388.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/alzheimer-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta/3236/</link>
			<pubDate>Thu, 19 Sep 2024 12:25:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[“Parmak Mı Emiyor? Kalem Mi Isırıyor? Yoksa Tırnak Mı Yiyor?” Ebeveynler Dikkat!]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuklarda çenelerin kalıtsal faktörlere bağlı olarak ideal kabul edilen boyutlara göre küçük veya dar olması ya da normal konumuna kıyasla yanlış pozisyonlanması, çocuklarda estetik tatminsizliklere, konuşma bozukluklarına, bazı seslerin çıkarılması sırasında farklılıklara yol açabileceği gibi, nefes alıp verme alışkanlıklarının dahi bozulmasına neden olabilir. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“Erken teşhis için çocuk diş hekimi muayenesinin süt dişlerinin tamamlandığı, ortalama 3 yaşından sonraki döneme bırakılmaması büyük önem taşır.” İfadelerini kullanan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir önemli açıklamalarda bulundu.

 

ayrıntılar...

“Burundaki kemik eğrilikleri, geniz eti veya bademcik büyümeleri, alerjiler, çocukların burundan nefes alıp vermesini zorlaştırır.” diyen Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir sözlerine şöyle devam etti: “Bu etkenlere ek olarak üst çenenin normale göre daha geride konumlanması veya dar yapıda olması, çocukların ağızdan nefes alıp verme alışkanlığı kazanmasına yol açar. Çocuk, ağızdan nefes alıp vermeye devam ettiği sürece, dilin öne ve aşağıya doğru yer değiştirmesiyle dilin istirahat pozisyonunda üst çeneyi destekleyememesi nedeniyle, üst çene darlığı gelişebilir veya mevcut darlık artar. Zamanında müdahale edilmeyen vakalarda dişlerde kapanış bozuklukları oluşabileceği gibi, alt çenenin büyüme yönü aşağıya ve geriye doğru değişebilir, çocuklar normale göre daha uzun yüzlü olabilir. Daimi dişler çıkmaya başlamadan yapılacak olan etkene yönelik tedavi, ilerleyen yaşlarda gerekebilecek çok daha yüksek maliyetli tedavilerin önüne geçecektir.”

 


Parmak emme, tırnak yeme bile yol açabiliyor


Kalıtsal faktörlerin yanı sıra, emzik kullanımının doğru zamanda bırakılamaması gibi durumların çocuklarda problem oluşturabileceğini aktaran Nurgül Demir “Parmak emme, tırnak yeme, kalem ısırma gibi kötü ağız alışkanlıkları da çene kemiklerine sürekli bir kuvvet iletilmesine neden olarak üst çenede deformasyon gelişmesine yol açabilir. Zamanla çene kemiklerinin boyutlarında ve yapısında bozulmalara yol açabilecek bu alışkanlıkların, varsa ağızdan nefes alıp verme alışkanlığı ile ilişkilendirilen diğer etkenlerin tedavisi ile birlikte mutlaka bırakılması gerekmektedir.” dedi.

 


Nefes alıp verme şekline dikkat


Ebeveynlerin, 'Çocuğum sürekli ağzı açık televizyon izliyor,' 'Çocuğum geceleri uyurken ağzından nefes alıp veriyor,' 'Çocuğumda geçmeyen bir ağız kokusu var' gibi şikayetlerle doktora başvurabildiklerini söyleyen Demir “Üst çene darlığı, yüzde asimetri, konuşma bozuklukları, bazı seslerin çıkarılması sırasında farklılıklar, normal olmayan yutkunma alışkanlıkları ve çocuğun sürekli ağızdan nefes alıp vermesi gibi belirtilerle fark edilebilir. Bu noktada çoğunlukla ilk olarak kulak burun boğaz uzmanına başvuran ebeveynler, ilgili hekim tarafından uzman bir diş hekimine yönlendirilir. Kulak burun boğaz uzmanının müdahale edeceği bir problem varsa, çocuğun ağızdan nefes alıp vermesine yönelik tedavi uzman diş hekimi ile birlikte planlanır. Çocuğun gülümsemesi sırasında yanaklar ve dişler arasında göze çarpan ‘karanlık boşluklar’ da üst çene darlığının işareti olabilir.” açıklamasında bulundu. 

Ağızdan nefes alıp verme alışkanlığı olan çocuklarda diş eti hastalıklarının görülme riskinin daha fazla olduğunu da ifade eden Dt. Nurgül Demir “Ağızda azalan tükürük miktarı, ağız kokusu oluşmasına sebebiyet verirken, mantar enfeksiyonlarının görülme riskini de artırır. Ağız içinde diş yüzeylerinin temizlenebilirliğini sağlayarak çürük oluşumuna karşı dişleri koruyan tükürük miktarındaki azalma, özellikle çürük riski yüksek olan çocuklarda ağız hijyenini ve diş sağlığını riske sokan bir faktör olarak karşımıza çıkar. İndirekt olarak çürük görülme olasılığını artırır.” diyerek dikkat edilmesi gereken konuları 5 başlıkta özetledi:


	Çocukların süt dişlerinin tamamlandığı, ortalama 36 aylık dönemde, dişlerin ve çenelerin ideal büyüme ve gelişim paternleri doğrultusunda değerlendirilmesi için çocuk diş hekimi muayenesi şarttır.
	Çocuklarda çenelerin boyutsal ve konumsal gelişim bozuklukları, nefes alıp verme alışkanlıklarının dahi bozulmasına neden olabilir.
	Parmak emme, tırnak yeme, kalem ısırma gibi ağız alışkanlıkları zaman içinde çenelerin yapısında bozulmalara sebep olur. Özellikle alerjik rinit gibi solunum yolu tıkanıklığına sebep olan etkenlerin de eşlik ettiği çocuklarda çenelerin gelişimi büyük bir risk altındadır. Daimi dişler çıkmaya başlamadan etkene yönelik olarak yapılacak tedavi, ilerleyen yaşlarda gerekebilecek çok daha yüksek maliyetli tedavilerin önüne geçecektir.
	Ağızdan nefes alıp verme alışkanlığı olan çocuklarda ağız hastalıklarının ve diş çürüklerinin görülme riski artar.
	Çocuklarda ağız solunumuna sebep olan etkenlerin kulak burun boğaz uzmanı ile birlikte belirlenerek, etkene yönelik tedavi planlaması yapılmalı ve düzenli kontrollerle süreç takip edilmelidir.


SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/parmak-mi-emiyor-kalem-mi-isiriyor-yoksa-tirnak-mi-yiyor-ebeveynler-dikkat-2930.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/parmak-mi-emiyor-kalem-mi-isiriyor-yoksa-tirnak-mi-yiyor-ebeveynler-dikkat-2930.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/parmak-mi-emiyor-kalem-mi-isiriyor-yoksa-tirnak-mi-yiyor-ebeveynler-dikkat-2930-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/09/parmak-mi-emiyor-kalem-mi-isiriyor-yoksa-tirnak-mi-yiyor-ebeveynler-dikkat-2930.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/parmak-mi-emiyor-kalem-mi-isiriyor-yoksa-tirnak-mi-yiyor-ebeveynler-dikkat/3233/</link>
			<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 13:17:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Reflünün tek belirtisi yediklerinizin ağzınıza gelmesi değil!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gastroözofagiyel reflü yani halk arasındaki adıyla reflü hastalığı mide içeriğinin yukarıya, yemek borusuna doğru geri kaçması olarak biliniyor. Hastalar genel olarak durumlarını ‘’yediklerim ağzıma geliyor’’ cümlesiyle özetliyor. Ancak kişi tanı konmuş reflüsü olmamasına rağmen, yemeği fazla kaçırdığı için de benzer şikayetlerle karşılaşabiliyor. İşte bu nedenle uzmanlar reflüyü fizyolojik ve patolojik olarak ikiye ayırıyor. Fizyolojik reflü yaşam tarzı değişiklikleri ile ortadan kalkabiliyorken, patolojik reflü ise uzun vadede Barrett Özofagusu’yla birlikte adenokanser riskine yol açabileceğinden tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Benan Kasapoğlu, patolojik reflünün tanı ve tedavisi hakkında önemli bilgiler verdi.

 


Bu belirtiler reflüye işaret ediyor


Reflüyle ilgili son dönem çalışmalar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hastalığın görülme sıklığının her geçen gün arttığını ortaya koydu. Yani bir başka deyişle reflü şüphesiyle sağlık kurumlarına başvuranların sayısı önceki yıllara oranla arttı. Hemen her yaşta rastlanabilen reflünün en sık görülen belirtileri ise şöyle sıralanabilir;


	Ağrılı yutma ve yutma güçlüğü
	Besinlerin ağza gelmesi
	Boğazda takılma hissi
	Yemek borusunda yanma
	Kronikleşmiş öksürük
	Ses kısıklığı
	Hırıltılı solunum
	Bulantı ve kusma


Kişinin yaşam kalitesini bozan ve özellikle yemek sonrası baş gösteren bu belirtiler bazen uykudan uyandıracak kadar ağır seyredebilir; dahası sırtta, boyunda, çenede, kollarda ve göğüste ağrıya neden olabildiği gibi kalp krizi belirtileri ile de karıştırılabilmektedir. 

 


Tanı için her zaman endoskopi şart değil


Reflünün tanısı çoğunlukla klinik olarak konur. Hasta reflüye ait şikayetlerinden bahsettiğinde hekimin yönelttiği sorular eşliğinde reflü tanısına ulaşılır. Bazen de tedaviden tanıya gidilir. İlaç reçete edilen hastanın şikayetleri geriler ise kontrol muayenesinde reflü tanısı konulur. Yani endoskopi her zaman, her hasta için gerekli değildir. Ancak uzun süreli reflüsü olanlarda hastalığın derecesini, yemek borusundaki tahribatı ya da kalıcı değişiklikleri, ülser ve yara varlığını tespit edebilmek için endoskopi çok önemlidir. Bunun yanı sıra hasta 50 yaşını geçmiş ve yeni başlayan bir yutma güçlüğü yaşıyorsa, ağızdan ya da makattan kanama, büyük abdestte gizli kan testinde pozitiflik, tedavi edilemeyen demir eksikliği anemisi, devam eden sürekli kusmalar, ani gelişen kilo kaybı ya da iştahsızlıkla karşı karşıya ise endoskopik değerlendirmenin mutlaka yapılması gerekir. Ayrıca birinci derece akrabalarda yemek borusu ya da mide kanseri öyküsü varlığında da mutlaka endoskopi önerilir.   

Reflü tanısında kullanılan bir diğer yöntem de Ph Metre’dir. Yemek borusuna asit kaçışı olup olmadığı hastanın burnundan yerleştirilen çok ince bir hortumla değerlendirilir. 24 saat süren izlem sırasında, söz konusu hortum ve bağlı olduğu makine yardımıyla yemek borusundaki asit seviyesi ölçülerek geriye doğru kaçış olup olmadığı net şekilde ortaya konur. Ancak eğer reflüye ait cerrahi bir müdahale planlanıyor ya da hekim uzun süreli reflüsü olan hastada komplikasyon gelişmiş olması endişesi taşıyor ise endoskopi ve PH Metre birlikte de kullanılabilir. 

 


Salçalı ve yağlı yemekler ile çikolata tüketimi şikayetleri artırabilir


Reflü tanısı alan hastanın tedavisinde ilk aşama yaşam tarzı değişiklikleri ve diyettir. Fazla kilolularda kilo verme, yatak başının yükseltilmesi, gece yatmadan 2 saat önce yeme içmenin kesilmesi ilgili şikayetleri azaltacaktır. Özellikle çikolata, salça, yağlı ve baharatlı yiyecekler, kafeinli ve asitli içecekler, çiğ sebze-meyveler ile sigara ve alkol mide asidini artırdıkları için uzak durulmalıdır. Eğer beslenmede bunlara yer verilecek ise gece reflüsünden korunabilmek adına akşam saatlerinde ve birlikte tüketmemeye özen gösterilmelidir. Ayrıca reflüsü olan hasta sıkı kemer ve korse de kullanmamalıdır çünkü karın içi basınç artar ise reflü kötüleşir. Ancak tüm bu yaşam tarzı değişikliklerine rağmen hastanın şikayetleri geçmiyor ise mutlaka ilaç tedavisine başlanmalıdır. Bu noktada hekim tarafından proton pompa inhibitörü denilen ilaçlar ya da antiasit şuruplar reçete edilebilir. 

 


İlaç tedavisi yetersiz kaldığında endoskopik ve cerrahi yöntemlere başvurulabilir


Medikal tedaviye de yanıt vermeyen hastalarda ise sonraki aşamaları düşünmek gerekir. Bunlardan biri endoskopik, diğeri ise cerrahi yöntemlerdir. Cerrahi yöntemler (ameliyat) sadece yemek borusu ile kapakçık arasındaki gevşeklik çok ilerlemiş hastalarda düşünülür. Kapakçık gevşekliği çok ilerlememiş ve o bölgede herhangi bir fıtık kesesi oluşmamış hastalar içinse günümüzde en çok başvurulan yöntemlerin başında endoskopik reflü tedavisi gelir. 

 


Stretta ile radyofrekans dalgaları kullanılarak, ameliyatsız tedavi mümkün


Stretta adı verilen ve son dönemde oldukça popüler hale gelen radyofrekans ablasyon yönteminde, ağızdan girilen bir kateter yardımıyla bölgede radyofrekans dalgaları kullanılarak sıkılaşma sağlanır, mide asidinin geriye kaçışı engellenir. Daha çok mide kapakçığı açıklığı 3 cm’in altında olan genç hastalara uygulanabilmektedir. Ortalama yarım saat süren bu ameliyatsız yöntem sayesinde hasta aynı gün taburcu olabilir. Özellikle yaşam tarzı değişikliği, diyet ve ilaç tedavisiyle iyileşemeyen genç hastaları reflünün uzun vadeli risklerinden korumak için endoskopik tedaviler mutlaka düşünülmelidir. 

 


Stretta kimlere uygulanmaz?


Endoskopik olarak gerçekleşen radyofrekans ablasyon yönteminde kullanılan akım karaciğer kistleri ve kalp ritim bozuklukları gibi hastalıkların tedavisinde yıllardır güvenle kullanılıyor olmasına rağmen şu kişilere uygulanmaz:


	3 cm’den büyük mide fıtığı olanlar
	Yemek borusunda ileri derecede hasar ya da hücresel değişimi bulunanlar
	Akalazya hastaları
	18 yaşından küçükler
	Hamileler


SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/reflunun-tek-belirtisi-yediklerinizin-agziniza-gelmesi-degil-7679.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/reflunun-tek-belirtisi-yediklerinizin-agziniza-gelmesi-degil-7679.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/reflunun-tek-belirtisi-yediklerinizin-agziniza-gelmesi-degil-7679-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/reflunun-tek-belirtisi-yediklerinizin-agziniza-gelmesi-degil-7679.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/reflunun-tek-belirtisi-yediklerinizin-agziniza-gelmesi-degil/3230/</link>
			<pubDate>Sat, 31 Aug 2024 14:02:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Maymun Çiçeği Virüsü ve Lens Kullanımı: Göz Sağlığını Korumak İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler]]></title>
			<description><![CDATA[Maymun çiçeği virüsü (monkeypox) dünya genelinde dikkat çeken sağlık sorunlarından biri haline gelirken, göz sağlığı ve lens kullanımı konusunda da soru işaretlerine neden oluyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Lens Optikal’ın kurucusu Hakan Tırpancı, özellikle lens kullanıcılarının maymun çiçeği virüsü hakkında bilinçli olmaları ve hijyen kurallarına her zamankinden daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini vurguladı. Tırpancı, "Maymun çiçeği virüsü cilt lezyonları ve göz enfeksiyonlarına yol açabileceği için, lens kullanıcılarının göz sağlıklarını korumak adına ekstra özen göstermesi gerekiyor," dedi.

 

ayrıntılar...


Maymun Çiçeği Virüsü ve Göz Enfeksiyonları


Maymun çiçeği virüsünün, insanlara temas yoluyla bulaştığı biliniyor ve bu virüsün gözlerde konjonktivit (göz iltihabı) gibi enfeksiyonlara yol açabileceği kaydediliyor. Tırpancı, "Lens kullanıcıları için göz enfeksiyonları her zaman bir risk faktörüdür. Maymun çiçeği virüsü ise bu riski daha da artırabilir. Bu nedenle, lens kullanımı sırasında hijyen kurallarına dikkat etmek her zamankinden daha önemli hale gelmiştir," ifadelerini kullandı.

 


Hijyenin Önemi: Ellerinizi Temiz Tutun


Tırpancı, lens takmadan önce ellerin sabunla iyice yıkanması gerektiğinin altını çizdi. "Özellikle maymun çiçeği virüsünün yayılma riski göz önüne alındığında, lenslerin takılıp çıkarılması sırasında el hijyenine azami derecede özen gösterilmelidir," dedi. Ayrıca, lenslerin takılması ve çıkarılması sırasında gözle doğrudan temas edildiği için enfeksiyon riskinin azaltılması adına hijyen kurallarına sıkı sıkıya uyulması gerektiğini belirtti.

 


Gözdeki Herhangi Bir Belirtiyi Ciddiye Alın


Hakan Tırpancı, lens kullanıcılarının gözlerinde herhangi bir kızarıklık, şişlik veya rahatsızlık hissettiklerinde lenslerini hemen çıkarmalarını ve bir göz doktoruna başvurmalarını önerdi. "Maymun çiçeği virüsü gibi viral enfeksiyonlar, gözlerde ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bu yüzden en ufak bir belirtiyi bile ciddiye almak gerekiyor," diye konuştu.

 


Tıbbi Veriler Ne Diyor?


Maymun çiçeği virüsüyle ilgili yapılan tıbbi araştırmalar, virüsün cilt ve gözlerde enfeksiyonlara neden olabileceğini gösteriyor. Özellikle lens kullanıcılarının, enfeksiyon riski yüksek olduğu için gözlerini koruma konusunda daha dikkatli olmaları gerektiği belirtiliyor. Ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) verilerine göre, göz hijyenine dikkat edilmemesi durumunda viral enfeksiyonların yayılma olasılığı %35 oranında artıyor. Bu durum, lens kullanıcıları için potansiyel bir tehlike oluşturabilir.

 


Lens Kullanımında Ekstra Önlemler


Hakan Tırpancı, lens kullanıcılarının lenslerini temiz tutmaları, lens solüsyonlarını düzenli olarak yenilemeleri ve lens kutularını sık sık dezenfekte etmeleri gerektiğini söyledi. "Göz sağlığını korumak için ekstra önlemler almak, özellikle şu dönemde oldukça önemli. Ayrıca, lens kullanıcılarının ellerini sık sık yıkamaları, yüzeyleri temiz tutmaları ve lenslerini takıp çıkarırken asla başkalarının malzemelerini kullanmamaları gerekiyor," dedi.

Hakan Tırpancı, lens kullanıcılarının maymun çiçeği virüsü gibi potansiyel sağlık tehditlerine karşı bilinçli olmaları gerektiğini vurguladı. Tırpancı, "Bu dönemde göz sağlığını korumak için hijyen ve dikkatli kullanım her zamankinden daha kritik hale gelmiştir. Lens kullanıcıları, sağlıklarını korumak için gerekli önlemleri almalı ve herhangi bir şüpheli durumda mutlaka tıbbi yardım almalıdır," diyerek sözlerini tamamladı.

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-virusu-ve-lens-kullanimi-goz-sagligini-korumak-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler-7137.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-virusu-ve-lens-kullanimi-goz-sagligini-korumak-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler-7137.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-virusu-ve-lens-kullanimi-goz-sagligini-korumak-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler-7137-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-virusu-ve-lens-kullanimi-goz-sagligini-korumak-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler-7137.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/maymun-cicegi-virusu-ve-lens-kullanimi-goz-sagligini-korumak-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler/3228/</link>
			<pubDate>Wed, 28 Aug 2024 12:59:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Maymun Çiçeği Rehberi - Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü hazırladı!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

	
	Maymun çiceği nedir?
	



''M-Çiçeği, Poxviridae ailesindeki Orthopoxvirus cinsinin bir üyesi olan M-Çiçeği virüsünün (MPox) neden olduğu bir hastalıktır. Orthopoxvirus cinsinin diğer üyeleri Camelpox, Cowpox gibi diğer canlı türlerinde de görülebilen zoonotik virüslerdir. Aynı ailenin insana özgü türü olan ve genel olarak bilinen ismi ile çiçek hastalığına neden olan Variola virüsü, etkin aşılama ile 1980 yılında dünya üzerinden eradike edilmiştir.''

 

M-ÇİÇEĞİ (MPOX) REHBERİ...



	
	TAMAMI İÇİN TIKLAYIN...
	



 

(sağlık haberleri - sgk dünyası)

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-rehberi-halk-sagligi-genel-mudurlugu-hazirladi-2296.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-rehberi-halk-sagligi-genel-mudurlugu-hazirladi-2296.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-rehberi-halk-sagligi-genel-mudurlugu-hazirladi-2296-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-rehberi-halk-sagligi-genel-mudurlugu-hazirladi-2296.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/maymun-cicegi-rehberi-halk-sagligi-genel-mudurlugu-hazirladi/3227/</link>
			<pubDate>Tue, 20 Aug 2024 10:30:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yorgunluk ve vücut ağrısı ile başlıyor… İşte maymun çiçeği virüsünün ilk belirtileri]]></title>
			<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye dahil yaklaşık 100 ülkede tespit edilen maymun çiçeği yani Mpox salgını nedeniyle 'küresel acil durum' ilan etti. Tüm dünyada görülen bu hastalıkla ilgili merak edilenleri yanıtlayan İstinye Üniversitesi (İSÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, “Virüs insana, infekte hayvan, infekte insan veya virüsle kirlenmiş cansız maddeler (giysiler, havlu, çarşaf vb.) ile yakın temas sonucunda bulaşabilir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, maymun çiçeği yani Mpox salgını nedeniyle 'küresel acil durum' ilan etti. 2022’ye kadar yalnızca Afrika’da görülen 2022 Mayıs ayından itibaren, başta Avrupa ve ABD olmak üzere tüm dünyada yayılan hastalık ölüme de neden olabiliyor. Verilere göre, 2024 Ocak’tan itibaren şu ana kadar 15 binin üzerinde kişi hastalandı, 537 kişi hayatını kaybetti. İstinye Üniversitesi (İSÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, tüm dünyaya yayılan bu hastalıkla ilgili merak edilenleri yanıtladı.

 

ayrıntılar...


“Kişi sağlıklı bile olsa virüs yine de vücuda girebilir”


Hastalıkla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Fışgın, şunları söyledi:

“Mpox (eski adıyla maymun çiçeği) hastalığı yeni tespit edilen bir hastalık değildir. Maymunlarda saptanan bu hastalık ilk olarak 1970 yılında Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde görülmüş olup daha sonra Orta ve Batı Afrika’daki 11 ülkede görülmeye devam etmiştir. Hastalığın etkeni Mpox virusu (Monkeypox Virus) çiçek virüsüne akraba bir DNA virüsüdür. İki farklı genetik alt tipi hastalıklardan sorumludur. Bunlardan Batı Afrika alt tipinin (soy 2), Orta Afrika (Kongo Havzası) alt tipine (Soy 1) göre daha hafif seyirli hastalık yaptığı bilinmektedir. 2023’te Kongo’da başlayan ve yayılan, halen de devam eden salgında daha ağır seyirli infeksiyon yapabilen Soy 1’in alt tipi sorumludur. Bu tipin geçirdiği mutasyonlarla insanlar arasında daha kolay bulaşabilme özelliği de kazanmış olabileceğinden kaygılanılmaktadır. Virüs insana, infekte hayvan, infekte insan veya virüsle kirlenmiş cansız maddeler (giysiler, havlu, çarşaf vb.) ile yakın temas sonucunda bulaşabilmektedir. Kişi sağlıklı bile olsa virüs yine de ciltteki gözle görülemeyecek çatlaklar/çizikler, mukozalar (ağız, burun, göz) veya solunum sistemi aracılığıyla vücuda girebilmektedir. İnfekte hayvandan insanlara bulaşma ısırık, tırmalama, hayvanın kan ve vücut sıvılarıyla veya etiyle temas, şeklinde gerçekleşebilmektedir. Ayrıca hem cinsel temasla hem de ev içindeki yakın temasla bulaşma olduğu da bildirilmiştir. Son salgında çocuklarda ve kadınlarda da hastalığın görüldüğü bildirilmiştir.”

 


“Türkiye dahil yaklaşık 100 ülkede tespit edildi”


Hastalığın yayılım durumuyla ilgili açıklamalarda bulunan Fışgın, şöyle konuştu:

“2022 yılına kadar Afrika dışında görülen olguların tamamının Afrika’dan gelen insanlar veya Afrika’dan getirtilen kemirgenlerden kaynaklandığı bilinmekteydi. Ancak 2022 Mayıs ayından itibaren, başta Avrupa ve ABD olmak üzere tüm dünyada, Afrika’yla veya oradan gelmiş hayvanlarla teması olmayan kişilerde de Mpox tanımlandı ve hastalık, hasta kişilerden yayılarak günümüze kadar yüz binden fazla kişiyi etkileyen bir salgına yol açtı. Mpox’ın 2022 yılında Afrika dışında ilk kez yaygınlık kazanıp, Türkiye dahil yaklaşık 100 ülkede tespit edildiği bu salgın nedeniyle 2023 yılında DSÖ tarafından küresel halk sağlığı acil durumu ilan edildi.  Bu sayede ülkelerin surveyans (takip), savunmasız grupların aşılanması gibi önlemleri alması sağlanarak salgın 2023 sonuna doğru kontrol altına alındı. Ardından da Mayıs 2023’te DSÖ tarafından küresel acil durum sonlandırıldı. Ancak tüm dünyada Mpox olguları az sayıda olmakla birlikte günümüze kadar görülmeye devam etti. 2023’ten itibaren Afrika’da, özellikle Kongo’da olmak üzere, daha ağır seyirli infeksiyon yapabilen bir suş olan Soy 1’in bir alt tipinin (1b) yol açtığı ciddi bir Mpox salgını başladı.  Bu salgında, 2024 Ocak’tan itibaren şu ana kadar 15 binin üzerinde kişi hastalandı, 537 kişi hayatını kaybetti; Ruanda, Burundi ve Uganda gibi komşu ülkelere de yayılım oldu. Bu nedenle Afrika CDC 13 Ağustos 2024’te, DSÖ de 14 Ağustos 2024’te Mpox salgını için yeniden uluslararası halk sağlığı acil durumu ilan etti. Bu ilanın esas amacı ülkeleri tanı, surveyans, bağışıklama ve tedavi açısından gerekli önlemleri almaları, bunlar için kaynak ayırmaları konusunda uyarmak ve böylece salgının kontrol altına alınmasını sağlamaktır.”

 


Covid-19’daki gibi bir pandemiye yol açar mı


Covid-19 gibi küresel çapta bir pandemi boyutuna gelebilir mi sorusuna ise Fışgın, şu yanıtı verdi:

“Mpox hastalığının belirti ve bulgularının belirgin olması, yakın ve uzun süreli temasla bulaşması, kolay değişime uğramaması (COVID-19’daki gibi yeni varyantların çıkmaması) gibi faktörler değerlendirildiğinde, COVID-19 gibi bir pandemiye yol açması pek beklenmemekteydi. Ancak şu anda devam etmekte olan 2023 salgınında tüm grupların etkilenmesi, daha hızlı yayılması ve daha yüksek oranda ölüm görülmesi nedenleriyle kaygılar artmıştır.”

 


“Şikayetler virüsle temas ettikten sonra ortalama 6-13 gün sonra ortaya çıkar”


 Maymun çiçeği hastalığının belirtileriyle ilgili bilgi veren Fışgın, şunları sıraladı:


	Hastalık ateş, baş ağrısı, yorgunluk, yaygın vücut ağrıları, lenf bezlerinde şişlik ve cilt lezyonlarına (döküntülere) neden olabilmektedir. Şikayetler virüsle temas ettikten sonra ortalama 6-13 gün sonra ortaya çıkar. 
	Hastalığı ilk 5 gününde ateş, şiddetli baş ağrısı, lenf bezlerinde şişme, sırt ağrısı ve aşırı halsizlik görülür. 
	Ciltteki döküntüler ateş başladıktan sonra 1-3 gün içinde ortaya çıkar; gövdeden çok yüzde, kollarda ve bacaklarda görülür.  
	Avuç içi ve ayak tabaklarında, ağız içinde, genital bölgede ve gözlerde lezyon saptanabilir. 
	Lezyon sayısı değişkendir; az sayıda olabileceği gibi çok fazla sayıda da görülebilir. 
	Lezyonlar kızarıklık şeklinde başlayıp, deriden kabarık hale gelir, daha sonra da içleri berrak sıvı ile dolar. 
	İlerleyen zamanda berrak sıvı sarımsı renkte bir sıvıya dönüşür. 
	Püstül olarak adlandırılan bu lezyonlar kabuk bağlar ve kabukların düşmesiyle lezyonlar ortadan kalkar. 
	Bu seyir genellikle 2-4 hafta sürer ve kendiliğinden iyileşir. 
	Bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde hastalık ağır seyredebilir. 
	Hastalığa bakteriyel infeksiyonlar eklenebilir; zatürre, sepsis, ensefalit ve görme kaybı gelişebilir.


 


“Mpox hastalığı için yaygın kullanılan bir ilaç yok”


Mpox hastalığı için yaygın kullanılan bir ilacın olmadığını belirten Fışgın, “Şimdiye kadar görülen olgular sidofovir, brinsidofovir, tekovirimat (ST-246) isimli antiviral ilaçlar ve çiçek immünoglobulini uygulanarak kontrol altına alınmıştır; ancak bunların etkinlikleri kesin olarak kanıtlanmamıştır, çalışmalar devam etmektedir” dedi.

 


“Hastalık açısından riski bulunan gruplar aşılanmalı”


Bu hastalıktan korunmanın yollarıyla ilgili ise Fışgın şunları söyledi:

“Hasta kişilerin tanımlanması, izolasyonu ve temaslılarının belirlenmesi önemlidir. Hasta kişilerle veya kullandığı eşyalarla temas edecek sağlık çalışanları ve ev halkının eldiven ve maske olmak üzere uygun kişisel koruyucu malzemeleri kullanması önerilmektedir. Hastalık açısından riski bulunan grupların tanımlanarak aşılanmalıdır. ABD’de Mpox hastalığı için kullanılmak üzere 2019 yılında FDA tarafından onaylanmış JYNNEOSTM (Imvamune ve Imvanex adlarıyla da bilinmektedir) isimli aşı bulunmaktadır.”

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/yorgunluk-ve-vucut-agrisi-ile-basliyor-iste-maymun-cicegi-virusunun-ilk-belirtileri-2439.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/yorgunluk-ve-vucut-agrisi-ile-basliyor-iste-maymun-cicegi-virusunun-ilk-belirtileri-2439.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/yorgunluk-ve-vucut-agrisi-ile-basliyor-iste-maymun-cicegi-virusunun-ilk-belirtileri-2439-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/yorgunluk-ve-vucut-agrisi-ile-basliyor-iste-maymun-cicegi-virusunun-ilk-belirtileri-2439.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/yorgunluk-ve-vucut-agrisi-ile-basliyor-iste-maymun-cicegi-virusunun-ilk-belirtileri/3226/</link>
			<pubDate>Fri, 16 Aug 2024 14:29:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Savaş Anksiyetesi ile Nasıl Başa Çıkılır?]]></title>
			<description><![CDATA[Global savaş riskinin dile getirildiği bu günlerde, savaş anksiyetesi ve kaygı tetiklenebiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünyanın şu an en önemli gündemleri arasında savaş konusu yer alıyor. Uzmanlar, büyük bir global savaş riski olduğunun altını çizerken, televizyon kanallarında veya sosyal medyada gezinirken savaş görüntüleriyle karşılaşmamak neredeyse imkansız hale geldi. Bu durum kimileri için rahatsız edici olabiliyor ve kaygı, anksiyete gibi psikolojik sorunlara yol açabiliyor.

 

ayrıntılar...

LifeClub Sağlık Hizmetleri’nden Uzm. Klinik Psikolog Cansu Karaman savaş anksiyetesi hakkında şunları söyledi: “Savaş anksiyetesi, nükleer kaygı olarak da biliniyor. Bazı kişiler, savaş ile ilgili haberlere ve görüntülere karşı aşırı duyarlı olabiliyor ve bu durum dünyada son derece yaygın. Pandemi gibi global bir travmayı atlatmamızın hemen ardından kuzeyimizde başlayan savaş, tüm dünyada zaten kırılgan olan psikolojik iyi olma halini zedeleyerek, kaygı ve anksiyeteyi daha da artırdı. Tabii psikolojik etkilerin yanı sıra ekonomik ve sosyolojik etkiler de travmayı başka bir boyuta taşıyarak katlıyor.  

Kitlesel şiddetten ortaya çıkan psikolojik sorunların etkileri ne yazık ki uzun vadeli olabiliyor. İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’ya atılan atom bombalarının olumsuz etkileri Japon toplumu üzerinde hala devam ediyor. Finlandiya'da yapılan bir araştırmada, nükleer savaştan endişe eden ergen kişilerin beş yıl sonra yaygın ruhsal bozukluklara yakalanma riskinin arttığı ortaya çıktı. Kaygıya yakın olan kişiler, olumsuz kriz görüntülerinin medyada daha fazla yer almasını ister ve bu da stres döngüsünün sürekliliğini sağlar.”

 


Savaş Anksiyetesi Belirtileri Nelerdir?


Savaş anksiyetesinin yavaş yavaş oluşabileceğine ya da bir tetikleyici unsur ile aniden de ortaya çıkabileceğine dikkat çeken LifeClub Uzm. Klinik Psikoloğu Cansu Karaman, “Semptomlar zihinsel, bedensel ya da her ikisinde de görülebilir. Bu tür bir anksiyete, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı etkilediği için bazen post-travmatik stres bozukluğu (PTSB) ile karıştırılabilir.

Fiziksel belirtiler arasında; kalp çarpıntısı, titreme, terleme, mide bulantısı veya baş dönmesi yer alabilir. Bazı kişilerde savaş veya çatışma olasılığı ile ilgili panik ataklar gelişebilir. Kontrolden çıkan endişe hali, uyku problemleri, huzursuzluk, savaş ile ilgili kabuslar görmek de önemli belirtiler arasında yer alıyor. Yine sosyal ortamlardan kaçınma, insanlardan uzaklaşma veya içe kapanma da gelişebilir. Kaygı, genelde yaşam stresörlerine uygun bir yanıttır ve az miktarda kaygı vücuda bir tehdidi ciddiye alması için uyarı sinyali verir.

Bu belirtiler kişiden kişiye değişebilir ve savaş anksiyetesi genellikle stresli durumlarla başa çıkma mekanizmalarının zorlanması sonucu ortaya çıkar. Eğer bu tür belirtiler yaşıyorsanız, profesyonel bir sağlık uzmanına danışmak önemlidir. Terapi ve danışmanlık, bu tür anksiyete durumlarının daha doğru ve kolay yönetilmesine yardımcı olabilir” dedi.

 


Başa Çıkmak İçin Neler Yapmalı?


Uzm. Klinik Psikolog Cansu Karaman, savaş anksiyetesiyle başa çıkmanın yöntemlerini şöyle anlattı:


	Geleneksel ve Sosyal Medya Maruziyetini Sınırlamak


Medyada yapılan duygusal, etkileyici haberler kişileri olumsuz etkileyebilir ve bağımlılık yapabilir. Bu yüzden sürekli haberleri kontrol etme alışkanlığını bırakmak, savaş anksiyetesi ile baş etmede çok önemlidir. Geleneksel medya araçları ve sosyal medyaya giriş sürenizi günlük 30 dakikadan az olacak şekilde sınırlamaya çalışabilirsiniz. Ayrıca yatmadan önce de kesinlikle bu haberleri okumamaya ve izlememeye çalışmalısınız.  


	Yardım Etmek


Savaştan duyulan kaygıyı anlamlı bir icraatla bütünleştirmek çaresizlik hissini azaltabilir. Savaşta zarar gören insanlara imkanlar dahilinde yardım eli uzatmak ya da destek olmak kişiye iyi gelecektir.  


	Şefkat Göstermek, Anlayışlı Olmak


Savaş kaygısı, kontrol kaybından kaynaklı öfkeyi tetikleyebilir. Bu öfke, etnik gruplara, farklı görüşe sahip kişilere veya yakınlara aktarılabilir. Öfkenin üstünden şefkat duygusu ile gelinebilir. Nezakete daha fazla dikkat ederek, yargıları sınırlamak ve diğer görüşleri anlayışla karşılamak gerekir.


	Yeni Rutinler Edinmek


Medya maruziyetini kısıtlamaktan arda kalan planlanmamış zamanın yarattığı boşluk, endişe seviyesini artırabilir. Bu yüzden kaygı giderici aktivitelere zaman ayırmak önemlidir. Ormanda yürüyüş yapmak iyi gelebilir. Araştırmalar, doğada sadece 15 dakika geçirmenin stresi ve kaygıyı azaltabileceğini ortaya koyuyor. Fiziksel aktivite yoğunluğunu artırın. Fakat bunu yaparken çok da abartmamak gerekiyor. Bedeni aşırı zorlamak hem sakatlanma hem de kaygıyı daha da tetikleyebilir. Her gün derin nefes alma ve farkındalık egzersizleri yapmaya çalışın. Bu tarz egzersizleri kendiniz, danışman yardımıyla ya da mobil uygulamalarla yapabilirsiniz.

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/savas-anksiyetesi-ile-nasil-basa-cikilir-5453.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/savas-anksiyetesi-ile-nasil-basa-cikilir-5453.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/savas-anksiyetesi-ile-nasil-basa-cikilir-5453-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/savas-anksiyetesi-ile-nasil-basa-cikilir-5453.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/savas-anksiyetesi-ile-nasil-basa-cikilir/3224/</link>
			<pubDate>Mon, 12 Aug 2024 15:30:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gençlerde Tiroid Kanseri Görülme Sıklığı Neden Artıyor?]]></title>
			<description><![CDATA[Kanser türlerinin hemen hepsinin, geçmişe göre daha erken yaşlarda görülmeye başladığını biliyoruz. Tiroid kanseri de son yıllarda azalan yaş gruplarında görülüyor. Gençlerde tiroid kanseri görülme sıklığının artmasının nedenleri hakkında merak edilenleri, Acıbadem Altunizade Hastanesinde çalışan Prof. Dr. Murat Topdağ açıklıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çevresel faktörler gençler arasında tiroid kanseri oranlarının artmasında önemli bir rol oynamaktadır. Radyasyon kimyasal toksinler ve hava kirliliği başlıca etkenler arasında yer alır. Özellikle tıbbi görüntüleme yöntemlerinin artması ergenlerde tiroid kanseri riskini artırır. X-ışınları ve BT taramaları iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalmayı içerir. Bu radyasyon türü özellikle ergenlik döneminde daha yüksek tiroid kanseri riski ile ilişkilidir.

 

ayrıntılar...

Tarihi olaylar radyasyona maruz kalmanın etkilerini açıkça göstermektedir. Çernobil felaketi sonrasında bölgede yaşayan çocuk ve ergenlerde tiroid kanseri oranlarında ciddi artışlar gözlemlenmiştir. Bu durum radyasyon maruziyeti ile doğrudan bağlantılıdır.

Kimyasal toksinler hormon dengesini bozarak kanser riskini artırabilir:


	
	Poliklorlu bifeniller (PCB'ler) ve polibromlu difenil eterler (PBDE'ler) tiroid hormonlarının biyosentezini taşınmasını ve bağlanmasını bozar.
	
	
	Bisfenol A (BPA) ve ftalatlar hormonları taklit eder ve tiroid fonksiyonlarını olumsuz etkiler. Bu kimyasallar plastikler ve kişisel bakım ürünlerinde yaygın olarak bulunur.
	


 


Ayrıca pestisitler de tiroid sağlığını etkileyebilir:



	
	Organofosfatlar ve organoklorinler tarımda kullanılır ve tiroid hormon seviyelerinde değişikliklere neden olabilir.
	


Hava kirliliği de tiroid kanseri riskini artırır. İnce partikül madde (PM2.5) maruziyeti daha yüksek papiller tiroid karsinomu insidansına yol açabilir. PM2.5 vücuda nüfuz eden toksik metaller ve organik bileşikler taşır.

 


İklim değişikliği tiroid bozuklukları riskini artıran bir diğer faktördür:



	
	Küresel ısınma ve topraktaki besin azalması iyot eksikliğine neden olur.
	
	
	Özellikle iyot eksikliği kıyı bölgelerinden uzakta yaşayan popülasyonları etkiler.
	


 


Genetik Yatkınlıklar Gençlerde Tiroid Kanserinin Artan Görülme Sıklığında Ne Rol Oynuyor?


Tiroid kanserindeki artış gençler arasında özellikle dikkat çekicidir ve bu durum genetik faktörlerle yakından ilişkilidir. Genç bireylerde görülen tiroid kanseri vakalarının artmasının altında yatan nedenlerden biri kalıtsal genetik yatkınlıklardır. Bu yatkınlıklar çeşitli genetik mutasyonlar ve polimorfizmler aracılığıyla tiroid kanserine zemin hazırlar.

Kalıtsal Mutasyonlar: Non-medüller tiroid kanseri türleri olan papiller ve foliküler tiroid karsinomunun gelişiminde belirgin bir rol oynar. Özellikle HABP2 genindeki mutasyonlar ailesel non-medüller tiroid kanseri ile bağlantılıdır.

Onkogenler ve Tümör Baskılayıcı Genler: Onkogenlerin aktivasyonu ve tümör baskılayıcı genlerin işlev kaybı tiroid kanserinin başlaması ve ilerlemesine neden olur. Örneğin BRAF ve RAS genlerindeki mutasyonlar papiller ve foliküler tiroid karsinomunun gelişimini tetikler.

Genetik Polimorfizmler: Belirli genlerdeki polimorfizmler tiroid hücrelerinin büyümesini ve farklılaşmasını etkileyebilir. FOXE1 genindeki polimorfizmler ailesel tiroid kanseri riskini artırır.

Bu genetik faktörlerin varlığı gençlerde tiroid kanseri riskini artırabilir. Genetik yapıdaki bu değişiklikler tiroid hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalmasına ve kanser gelişimine yol açabilir. Ayrıca ailesel kümelenme genetik yatkınlığın güçlü bir göstergesidir ve bu durum genellikle nesiller boyunca görülebilir. Bu genetik özellikler gençlerin tiroid kanserine karşı daha savunmasız olmalarına neden olur. Dolayısıyla genetik faktörler gençlerde tiroid kanserinin görülme sıklığını etkileyen önemli bir faktördür.

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/genclerde-tiroid-kanseri-gorulme-sikligi-neden-artiyor-5425.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/genclerde-tiroid-kanseri-gorulme-sikligi-neden-artiyor-5425.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/genclerde-tiroid-kanseri-gorulme-sikligi-neden-artiyor-5425-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/genclerde-tiroid-kanseri-gorulme-sikligi-neden-artiyor-5425.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/genclerde-tiroid-kanseri-gorulme-sikligi-neden-artiyor/3223/</link>
			<pubDate>Mon, 12 Aug 2024 14:45:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yaz aylarında kilo almanıza yol açan 10 hata!  ]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında sosyal etkinliklerin artması ve tatiller yeme düzenimizi bozarak kilo almamıza neden olabiliyor. Ayrıca sıcak havalarda vücudumuzda artan su kaybı açlık hissi ile karıştırılabildiği için daha fazla yeme ihtiyacı hissedebiliyoruz. Bunların yanı sıra yaz aylarında kilo almamıza yol açan bir başka önemli etken ise “diyetler” hakkında doğru sandığımız hatalı bilgiler doğrultusunda beslenmek! ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, sağlıklı kilo vermek ve kilomuzu korumak için bilimsellikten uzak olan hatalı bilgilerden mutlaka kaçınmamız gerektiğine işaret ederek, "Yaz aylarında sağlıklı kilo vermek ve kilo kontrolü sağlamak için dikkat etmemiz gereken en önemli üç kural; dengeli bir beslenme programı oluşturmak, bol bol su içmek ve düzenli egzersiz yapmaktır. Dengeli beslenmek metabolizmamızı destekler ve tok kalmamıza yardımcı olur. Bu nedenle öğünlerimizde protein, sağlıklı yağlar, kompleks karbonhidratlar ve lif açısından zengin sebzeler bulundurmalıyız. Sıcak havalarda dehidratasyonu önlemenin yanı sıra metabolizmamızı hızlandırdığı için bol su tüketmeyi de asla ihmal etmemeliyiz. Aktif kalmak ve düzenli egzersiz yapmak da metabolizmamızı hızlandırarak hem genel sağlığımıza hem kilo kontrolüne yardımcı olacaktır” diyor.

 

ayrıntılar...

Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, toplumda kilo almamıza neden olan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! 

 


Dondurma yemek kilo aldırmaz. YANLIŞ!


DOĞRUSU: Dondurma, yaz sıcaklarında serinleten keyifli bir seçenek olsa da sık tüketildiğinde kalori alımını artırabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, dondurmanın içeriğindeki yüksek şeker ve yağ nedeniyle enerji açısından yoğun bir besin olduğunu vurgulayarak, “Dolayısıyla dondurmanın aşırı tüketimi kilo artışına yol açabilir. Ayrıca şeker ve yağ içeriği nedeniyle dondurma sağlıklı beslenme için doğru bir tercih değildir.  Hazır dondurma yerine, taze veya dondurulmuş meyveler ile hazırlanmış ev yapımı dondurma daha sağlıklı bir tercih olacaktır” diyor. 

 


Doğal meyve içermesi nedeniyle meyve suyu içmek sağlıklıdır ve kilo aldırmaz.   YANLIŞ!


DOĞRUSU: Meyve suları genellikle lif içeriğini kaybetmiş ve yüksek miktarda şeker içeren içeceklerdir. Öyle ki bir bardak meyve suyu üç porsiyon meyveye denk geliyor. Bu nedenle meyve suyu yerine taze meyve tercih etmelisiniz. Böylece kilo alımını önler ve lif alımınızı artırarak tokluk sürenizi uzatabilirsiniz. 

 


Serinlemek için diyet gazlı içecekleri tercih etmek kilo vermemi sağlar. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Diyet gazlı içecekler genellikle düşük kalorili veya kalorisiz oluyorlar. Ancak bazı araştırmalara göre; bu içeceklerin uzun vadeli kilo kaybı üzerinde olumlu bir etkileri olmayabiliyor. Üstelik içerdikleri yapay tatlandırıcılar tatlı krizlerine ve dengesiz beslenmeye yol açabiliyor. 

 


Karpuz, peynirle birlikte yenirse kilo verdirir. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Yaz aylarında su içeriği yüksek ve düşük kalorili bir meyve olan karpuz ile peyniri birlikte tüketmeyi çok seviyoruz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, ancak peynirin yağ ve kalori açısından yoğun bir besin olduğuna işaret ederek, “Bu nedenle karpuz ve peynir ikilisinde aşırıya kaçmamak kilo kontrolü açısından önem taşımaktadır” diye konuşuyor.  

 


Sağlıklı oldukları için yaz meyvelerini istediğim kadar yiyebilirim. YANLIŞ!


DOĞRUSU: Meyveler doğal şeker içeriyor ve bu nedenle aşırı tüketildiklerinde fazla kalori alımına yol açabiliyorlar. Özellikle diyabet   hastalığı gibi metabolik sorunları olan kişilerin meyve tüketirken mutlaka porsiyon kontrolü yapmaları gerekiyor.

 


Soğuk su içmek daha sağlıklıdır ve yağ  yakımını artırır. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine, soğuk su  içmenin metabolizmayı hızlandırdığına veya kilo verdirdiğine dair çok sınırlı kanıt mevcut. Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, “Soğuk su içmek vücut sıcaklığını geçici olarak düşürür ve bu süreçte vücut bir miktar enerji harcar. Ancak soğuk su doğrudan yağ yakımını artırmaz. Hem sağlığımız hem metabolizmamızın hızlanması için suyun sıcaklığı değil, düzenli olarak ve bol miktarda tüketilmesi önemlidir” diyor. 

 


Serinlemek için istediğim tüm soğuk içecekleri içebilirim. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Yazın sıcak havalarda soğuk içecekler tüketmek ferahlık sağlasalar da bu içecekler yüksek miktarda şeker veya kalori içerebiliyorlar. Özellikle gazlı içecekler, enerji içecekleri veya hazır meyve suları gibi şeker içeriği yüksek içecekler uzun vadede insülin direnci ve diyabet sağlık sorunlarına da neden olabiliyorlar. Dolayısıyla susuzluğu gidermek için su, maden suyu veya sade buzlu kahveler gibi daha sağlıklı seçenekleri tercih etmek önem taşıyor. 

 


Mevsim salataları mutlaka yağsız olmalıdır. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Yaz aylarında salatalar sağlıklı ve hafif bir seçenek olsalar da yağsız olarak tüketilmeleri doğru bir yaklaşım değildir.  Özellikle zeytinyağı ile avokado gibi sağlıklı yağ kaynakları salataların lezzetini artırırken, vücut için gerekli olan A, D, E ve K vitaminleri gibi yağda çözünen vitaminlerin emilimini de arttırıyorlar. Ayrıca, sağlıklı yağlar tokluk hissini artırarak uzun süre tok kalmanıza da yardımcı oluyor.

 


Soğuk yaz kahvaltıları kilo vermemi sağlar. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Yazın yumurta içeren geleneksel kahvaltılar yerine yulafla yapılan soğuk kahvaltılar genellikle daha hafif ve serinletici   olsalar da kilo verme sürecinde tek başına bir etki oluşturmuyorlar. Üstelik porsiyon kontrolü sağlanmazsa yulafa eklenen meyve, fıstık ezmesi ve bal kilo almaya bile sebep olabiliyor. 

 


Smoothie kilo verdirir ve her öğünde tüketilebilir. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Genellikle meyve, yoğurt veya süt ile yapılan içecekler olan smoothielerin kalori miktarı içeriklerine göre değişiyor. Bazı smoothieler yüksek şeker, yağ ve kaloriden oluşuyorlar. Bu nedenle, smoothie tercih ederken içeriğine dikkat etmek ve porsiyon kontrolü yapmak önem taşıyor. Bu içeceklerin bir öğün veya ara öğün olarak tüketilebileceklerini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, “Ancak dengeli bir diyet için smoothie tek başına yeterli değildir. Diğer besin öğelerini de içeren dengeli bir beslenme programını takip etmek önemlidir” diyor. 

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/yaz-aylarinda-kilo-almaniza-yol-acan-10-hata-2090.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/yaz-aylarinda-kilo-almaniza-yol-acan-10-hata-2090.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/yaz-aylarinda-kilo-almaniza-yol-acan-10-hata-2090-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/08/yaz-aylarinda-kilo-almaniza-yol-acan-10-hata-2090.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/yaz-aylarinda-kilo-almaniza-yol-acan-10-hata/3214/</link>
			<pubDate>Fri, 02 Aug 2024 15:00:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Boyun fıtığı hakkında bilinmesi gereken 6 önemli nokta!]]></title>
			<description><![CDATA[Ofis hastalıkları arasında en sık görülenlerden birini boyun fıtığı oluşturuyor. Özellikle Covid-19 pandemisi döneminde evden çalışma, saatlerce masa başında ekrana kilitlenme ve hareketsizlik derken son yıllarda boyun ağrılarından yakınanların sayısı hızla arttı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce “Sürekli bilgisayar ekranına bakma işlemi boyun hareket ve omurga duruşunu ciddi oranda bozarak boyun fıtığına zemin hazırlamaktadır. Masa başı çalışma olarak tanımladığımız sürekli aynı pozisyonda oturmak ve ayrıca bu esnada duruş bozukluğuna maruz kalmak da boyun fıtığının sebepleri arasında yer almaktadır” diyor. Buna karşın her ağrının boyun fıtığı anlamına gelmediğini ve tedavinin çoğunlukla ameliyat gerektirmeden yapılabildiğini belirten Doç. Dr. İsmail Yüce, pek çok kişinin hayatını kabusa çeviren, aynı zamanda verimlilik kaybına da yol açabilen boyun fıtığı hakkında bilinmesi gereken 6 önemli noktayı yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 

ayrıntılar...


Her ağrı, fıtık anlamına gelmez!


Boyun fıtığında ilk akla gelen boyun ağrısı olmakla birlikte aslında tek başına boyun ağrısı nadiren boyun fıtığı kaynaklıdır. Boyun ağrısı çoğunlukla boyun çevresi kaslarından ve omurga diziliminin gerekli eğimde olmamasından kaynaklanır. Bu sorun yaygın olarak ‘boyun düzleşmesi’ olarak tanımlanır. 

 


Bu şikayetler eşlik ediyorsa!


Boyun ağrısına eşlik eden kol ya da kollarda ağrı, uyuşma, his ya da kas gücü kaybı şikayetleri var ise ağırlıklı olarak boyun fıtığını düşündürür ve gerekli tetkikler yapılarak kesin tanı konulur. 

 


Risk faktörlerine dikkat!


Boyun fıtığı ani ve kontrolsüz şiddetli hareket ya da travma ile kısa sürede meydana gelebilmektedir. Bu nedenle ani hareketlerden ve boyun eklemlerine zarar verecek hareketlerden kaçınmak gerekir. Masa başı çalışma ve özellikle bilgisayar karşısında uzun zaman geçirmek de hareket ve omurga duruşunu bozacağı için zamanla fıtık oluşumuna yol açmaktadır. 

 


Masa başında birkaç saniyelik egzersiz bile fayda sağlıyor


Boyun sağlığı için düzenli boyun egzersizlerini ihmal etmemek gerekir. Ofis ortamında da masanızda oturarak basit boyun egzersizlerini birkaç saniye kolaylıkla yaparak boyun sağlığınıza destek sağlayabilirsiniz. Doktorunuzun vereceği egzersizleri düzenli yaparak boyun fıtığının önüne geçebilirsiniz. İlerlemiş ve tedavi edilmemiş boyun fıtığı kalıcı hasara hatta felce bile neden olabilir. 

 


Ne zaman ameliyat gerekir?


Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce “Öncelikli olarak boyun fıtığı olan hastalarımızın çok azını ameliyat ederek tedavi ediyoruz. Konservatif tedaviler dediğimiz cerrahi dışı tedaviler ilk seçeneklerimiz olmaktadır. Boyun çevresi kaslarını güçlendirici egzersizler ve fizik tedavi uygulamaları, bunların arasında ilk sıralarda yer alır. Cerrahi tedavinin öncelikli sebepleri şiddetli, dayanılmaz, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ve hayat kalitesini bozan ağrı, kol ya da kollarda güçsüzlük, his kaybı şikayetleridir” diyor. 

 


Kapalı ameliyat (Minimal invaziv cerrahi) iyileşme süresini kısaltıyor


Boyun fıtığında minimal invaziv cerrahi denilen kapalı ameliyat ile omurgaya yabancı cisim koymadan sadece bası oluşturan disk bölümünün çıkarılabildiğini belirten Doç. Dr. Yüce şöyle konuşuyor: “Minimal invaziv cerrahi tedavilerde omurgalar arasına materyal konulmadığı ve boyun omurga dinamiği bozulmadığı için ameliyat sonrasında boyunluk kullanımı gerekmemektedir. Ameliyatın ertesi günü hasta taburcu edilmekte ve yaklaşık 20 gün sonra normal hayatına dönebilmektedir. Kol ya da kollarda güçsüzlük cerrahi tedavi sonrasında devam ediyor ise fizik tedavi süreci tedaviye dahil edilecektir.”

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/boyun-fitigi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-nokta-4912.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/boyun-fitigi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-nokta-4912.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/boyun-fitigi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-nokta-4912-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/boyun-fitigi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-nokta-4912.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/boyun-fitigi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-nokta/3213/</link>
			<pubDate>Wed, 31 Jul 2024 17:15:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Güneş çarpmasına dikkat - Prof. Dr. Yılmaz…]]></title>
			<description><![CDATA[Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte güneş çarpması şikayetlerinde de artışlar yaşanıyor. Güneş altında uzun süre kalınması sonucunda ortaya çıkan ve güneş çarpması olarak adlandırılan klinik vakanın en belirgin özellikleri arasında; yüksek ateş, bulantı ve halsizlik gibi etkiler görülüyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Güneş çarpmasından korunmak için alınması gereken önlemleri sıralayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Durgül Yılmaz, “Risk grubundakilerin özellikle güneş ışınlarının en yoğun hissedildiği 10.00-16.00 arasında güneş altında durmamasını öneriyoruz. Bir diğer önlem ise bol miktarda su tüketmek, fakat su içmek tek başına güneş çarpmasından korunmak için yeterli değil. Bu gibi durumlarda elektrolit tozu da kullanılabilir.” diyor.

 

ayrıntılar...

Yaz aylarında yüksek sıcaklık sebebiyle güneş çarpması vakalarında artış görülüyor. Uzun saatler güneşte kalmak vücut ısısının yükselmesine ve sıvı kaybına neden olabiliyor. Bu gibi durumlar sonrasında güneş çarpması gibi durumlarla karşılaşılabiliniyor. 

Güneş çarpması sonucunca; yüksek ateş, mide bulantısı, kusma ve hatta bilinç kayıpları yaşanabiliyor.   Vücut sıcaklığı normal değerler dışına çıkan kişilere hemen müdahale edilmesi ve ilk yardım uygulanması durumunda güneş çarpmasının oluşturacağı kalıcı hasarların önüne geçilmiş oluyor. 

Güneş çarpması, her yaştan bireyi etkilese de 4 yaş altındaki çocuklar ve 65 yaş üzerindeki kişiler risk grubunda yer alıyor.  Diğer yandan kronik hastalığı bulunan kişiler de risk grubunda bulunuyor. 

 


Güneş çarpması belirtileri neler?


Güneş çarpmasının belirtileri hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Durgül Yılmaz, “Direkt güneşe maruz kalan kişilerde ortaya çıkan güneş çarpması; halsizlik, bitkinlik, çarpıntı, hızlı nefes alma, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler gösteriyor. Güneş çarpması vakalarında hasta serin bir ortama alınarak vücut ısısını düşürmek için hastaya ıslak havluyla soğuk kompres uygulamak erken müdahale önlemleri arasında bulunuyor. Ayrıca, hastaya şekerli ve tuzlu su takviyesi verilerek hastanın bilincinin açık tutulması da sağlanmalıdır.” diyor.

 


Elektrolit tozu kullanılabilir


Güneş çarpmasından korunmak için yapılması gerekenlere de değinen Prof. Dr. Yılmaz “Risk grubundakilerin özellikle saat 10.00-16.00 arasında yüksek sıcağa maruz kalmamaları gerekiyor, açık renkli ve yazlık kıyafet seçimi de güneş ışınlarına karşı bir miktar koruma sağlıyor. Dış mekânda çalışmak zorunda kalan kişilerin şapka, şemsiye kullanması ve yoğun efor gerektiren fiziksel aktivitelerden kaçınması gerekiyor. Ayrıca, en önemli önlemlerin başında bol su tüketimi geliyor. Diğer yandan, su içmek tek başına güneş çarpmasından korunmak için yeterli değil, elektrolit tozu kullanmak da faydalı olabilir.” şeklinde sözlerini sürdürdü.

 


Elektrolit takviyesi büyük önem taşıyor


Prof.Dr. Durgül Yılmaz, “Vücudun alınan sıvıdan daha fazlasını kaybetmesi sonucunda vücutta sıvı ve elektrolit eksikliği meydana geliyor. Güneşe ve sıcağa dayanıklılığı arttırmak için yitirilen suyun yerine konulması yetmiyor, elektrolit desteği de gerekiyor. Sıvı kayıplarında sadece su ve tuz almak işe yaramayabilir. Çünkü tuz içerisinde yer alan sodyumun bağırsaklardan emilimi, diyare ve aşırı sıvı kayıplarında bozuluyor. Bu tip durumlarda vücudumuzda önemli işlevlere sahip olan elektrolitlerin takviyesi gereklidir. Bunun için de elektrolit tozu kullanılabilir. Elektrolit sıvısı kullanmak, vücudun su kaybının önlenmesi için ihtiyaç duyulan elektrolitlerin yerine konulmasına destek olurken, elektrolit sıvıları içeriklerindeki çinko sayesinde bağışıklık sisteminin normal fonksiyonuna da katkıda bulunur, özellikle çinko ve magnezyum ile zenginleştirilmiş elektrolit takviyesi oldukça önemlidir.” açıklamasını yaptı.

 


Supplyte: Enerji içeceği değil elektrolit tozu


Çinko, magnezyum takviyeli elektrolit tozu Supplyte, hem sıvı kaybının replasmanı hem de elektrolit ve mineral dengesini sağlar. Sıvı ve elektrolit kaybı yaşayan kişilerin kullanabildiği ve dehidrasyon kaynaklı oluşabilecek element ve mineral dengesizliklerini önlemeye yardımcı olan elektrolit tozu Supplyte’ın bir saşesi, 500 ml suya karıştırılarak içilir. Her yaş grubunun kullanabildiği Supplyte; soğuk, ılık veya sıcak tüketime uygun kullanımıyla su içme alışkanlığını da arttırır. Akut dehidrasyonun yol açtığı sıvı ve elektrolit kaybını önleyen Supplyte, kronik dehidrasyona bağlı sıvı ve elektrolit kaybı sonucu oluşan hastalıkların tedavisine de destek olur. Elma veya mango&şeftali aromasıyla çocuklar için de kolay içim sağlar.

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/gunes-carpmasina-dikkat-prof-dr-yilmaz-4242.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/gunes-carpmasina-dikkat-prof-dr-yilmaz-4242.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/gunes-carpmasina-dikkat-prof-dr-yilmaz-4242-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/gunes-carpmasina-dikkat-prof-dr-yilmaz-4242.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/gunes-carpmasina-dikkat-prof-dr-yilmaz/3212/</link>
			<pubDate>Wed, 31 Jul 2024 15:30:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanı uyardı!]]></title>
			<description><![CDATA[Estetik burun ameliyatının aslında güzelleştirme ameliyatı olmadığını belirten uzmanlar, burun ameliyatının amacının burun hatalarını gidermek ve yüzle uyumlu hâle getirmek olduğunu söylüyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Burun ameliyatı öncesinde hastaların detaylı bir şekilde muayene edilmesi gerektiğini dile getiren Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, ameliyat öncesi hastaya gösterilen tahmini görüntünün gerçeği yansıtmayabileceğini, bu nedenle doktorun daha önce yaptığı burunlara bakılması gerektiğine dikkat çekiyor. Ameliyatın ardından hastaların aynı gün evine gidebileceklerine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Hastalar en çok şişlik oluşmasından korkuyor. Artık öyle bir şey kalmadı. Çünkü artık kemikler çok fazla kırılmıyor.” dedi.

 

ayrıntılar...

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, burun estetiği ameliyatı hakkında bilgi verdi.

 


Yüz hatlarıyla uyumlu ve nefes alması kolay olmalı


Estetik burun ameliyatının aslında güzelleştirme ameliyatı olmadığını belirten Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Burnun hatalarını gidermek ve yüzle uyumlu hâle getirilmesidir. Burada dikkat edilmesi gereken konu, aşırı oyuk ve aşırı kalkık bir burunla aşırı çıkıntılı ve aşırı sarkık bir burun arasında hiçbir fark yoktur. İkisi de normalin dışındandır.” dedi.

Tercih edilmesi gerekenin normal bir burun olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi normal kavramını da şöyle açıkladı:

“Yani ameliyat olduğu belli olmayan, yüz hatlarıyla uyumlu, nefes alması kolay olan bir buruna ben estetik burun ameliyatı derim.”

 


“Doktorun daha önce yaptığı burunlara bakmak önemli”


Burun ameliyatı için başvuran hastaları öncelikle detaylı bir muayeneden geçirdiklerini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Öncelikle burnun içini muayene ederiz. Septum dediğimiz burnun ortasındaki duvar konka ve burnun kenarındaki iki tane et, burnu ne kadar tıkıyor? Burun şeklini değerlendirmek için burun sırtında bir kambur var mı, burun ucu ne kadar aşağıya sarkmış veya ne kadar sağa sola kaymış onlara bakarız. Ardından hastanın tomografisini çekeriz. Burnun içindeki, çevresindeki sinüslere bakarız ve burnu en son noktasına kadar ayrıntılı bir şekilde inceleriz.” dedi.

Detaylı muayenenin ardından hastaya tahmini olarak ameliyat sonrası burun şeklinin nasıl olacağını gösterdiklerini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Rahimi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ama ben her zaman derim ki ‘bu bir bilgisayar oyunudur’. Tahmini olarak burnun nasıl görüneceğini bilgisayarda yapıyoruz. Gençler bilgisayarlara bizden daha hakim, isterlerse daha güzelini yapabilirler ancak bunu ameliyathanede yapamazsınız. Doktorun ameliyathanede nasıl bir iş çıkardığını görmek için de her zaman doktorun daha önce yaptığı burunlara bakmak önemli. Eğer sizin istediğiniz şekilde yapıyorsa o doktoru tercih etmeniz gerekiyor.”

 


Hasta aynı gün evine gidebiliyor 


Değerlendirmelerin ardından ameliyat sürecinin hastaya ayrıntılı bir şekilde anlatıldığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, ameliyatın yaklaşık 1-1,5 saat sürdüğünü söyledi ve ameliyat sonrası hakkında şu bilgileri verdi:

“Ameliyat sonrası hasta uyandıktan sonra odasına çıkıyor, 1-2 saat sonra yemeğini yiyor ve evine gidebiliyor. Burun içine burnu tıkamayan ince yapılı silikonlar koyuyoruz ve burun sırtına da bantlarla yapışmış ufak bir plastik yerleştiriyoruz. Hastaya herhangi bir ilaç vermiyoruz, ağrısız bir ameliyat olduğu için ağrı kesiciye de ihtiyaç yoktur. Üç gün sonra burun içindeki silikonlar alınır. Eskiden kullanılan tamponları çıkarmak hasta için acı verici bir işlemdi ancak silikonların alınması ağrısız bir işlemdir. Bir hafta sonra da hastanın dışarıda olan alçısını alırız. Bu zaten bantlarla yapışmıştır. Yumuşak bir şekilde kendisi çıkar.”

 


Yüzde oluşan şişkinlikler geride kaldı


Hastaların en çok korktuğu şeyin yüzde oluşabilecek şişlikler olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Artık öyle bir şey kalmadı. Çünkü artık kemikler çok fazla kırılmıyor. Piezo dediğimiz bir alet kullanıyoruz. Bu tıraşlanma şeklindedir, bu nedenle ağrı ve şişlik olmaz. Sadece ameliyat baskılarından dolayı şişlik görülebilir o da bir-iki gün içinde kendiliğinden geçer.” dedi.

Ameliyat sonrası burna hiçbir şekilde darbe alınmaması, gözlük kullanılmaması ve güneşe maruz kalınmaması gerektiği konusunda uyaran Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi sözlerini şöyle tamamladı:

“Burun ameliyatının iki tekniği vardır. Açık septorinoplasti yani burun estetiği ameliyatı ve de kapalı septorinoplasti. İkisi arasında çok büyük bir fark yoktur. Burnun ucunda 4 mm’lik bir iz vardır. O da 1-2 ay içerisinde kendi kendine yok olur. Diğer kesiklerin hepsi aynıdır. Açık septorinoplasti bize daha güzel bir görüş açısı sağlar. Böylece ameliyatta daha ayrıntılı çalışma şansımız vardır. Kapalı septorinoplastide ödem daha hızlı çözülür. Hangi ameliyat yönteminin uygulanacağı doktorun tercihi, burnun şekli, birinci veya ikinci ameliyat olmasına göre belirlenir.” 

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/uzmani-uyardi-7351.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/uzmani-uyardi-7351.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/uzmani-uyardi-7351-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/07/uzmani-uyardi-7351.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/uzmani-uyardi/3202/</link>
			<pubDate>Thu, 04 Jul 2024 13:45:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[''Astımda tedavi sürekliliğine ve risk faktörlerine dikkat'']]></title>
			<description><![CDATA[Ülkemizde görülme sıklığı her geçen gün artan astım hastalığı, pek çok insanın yaşamını ciddi şekilde etkileyen bir rahatsızlıktır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre; dünyada 300 milyondan fazla insanda görülen astım, her gün 1000’in üzerinde insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2025 itibarıyla dünya genelinde astım vakalarının 400 milyona ulaşacağı düşünülüyor. Astım konusunda toplumsal farkındalığın artması, bu hastalıkla mücadele eden veya risk grubunda bulunan milyonlarca insanın sağlığı ve yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Akın Kaya, astım hastalığı ve korunma yöntemleri ile ilgili önemli bilgiler aktardı.

 

ayrıntılar...

Dünya Astım Günü kapsamında, hastalığa ve hastalığı kontrol altında tutma yöntemlerine ilişkin güncel bir değerlendirme yapan Prof. Dr. Akın Kaya, astımın sık görülen, bulaşıcı olmayan hastalıklar arasında yer aldığına dikkat çekerek, “Dünya genelinde yaklaşık 339 milyon astım hastası bulunuyor. Her yıl 400 binden fazla insan astım nedeniyle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde de her 100 kişiden 5’inde görülen bir hastalık. Bu görülme sıklığı yıldan yıla artış eğiliminde. Astım rahatsızlığı olanların yanı sıra bu hastalık açısından yüksek risk taşıyan kişiler, risk faktörlerini gözeterek ve hekim kontrolünde sürekli tedavi uygulayarak hastalığın etkilerini önemli ölçüde önleyebilirler. Sürekli ve düzenli tedavi ile kontrol altında tutulabilen astımdan korunmak için en geçerli yöntemler riskleri yönetmek ve düzenli tedavi yürütmek. Sigara, toz, duman, hava değişimi, polen, hayvan kürkü ve tüyleri gibi risk faktörleri konusunda dikkatli olmak gerekiyor” dedi.

 


“Çevresel koşulları gözlemlemek ve riskleri tanımak önemli”


Astımın kontrol altına alınmasında hekimlerin, hastaları düzenli ve etkili bir tedaviye yönlendirmesinin önemini vurgulayan Prof. Dr. Akın Kaya şunları söyledi: “Astım hastalarının günlük yaşamlarını olumsuz etkileyen risk faktörleri konusunda dikkatli olmaları gerekiyor. Özellikle sigara kullanımı, obezite gibi risk faktörlerinin astım üzerinde belirleyici bir etkisi bulunuyor. Ayrıca, astım alevlenmesi riskini artıran etkenler arasında sigara kullanımı, cinsiyet, alerji geçmişi ve akciğer fonksiyon testlerindeki farklılıklar gibi durumlar bulunuyor. Bu nedenle, astım yönetiminde hastaların bireysel durumlarını ve bulundukları çevrenin getirdiği koşulları dikkate alınması büyük önem taşıyor. Astım hastaları, özellikle günlük aktivitelerinin kısıtlandığı, gece nefes darlığı yaşadıkları veya kurtarıcı ilaçlara ihtiyaç duydukları durumlarda, bir sağlık uzmanına başvurmalıdır”. 

 


“Mevsimsel değil, her yaşta görülebilir”


Akciğerlerdeki küçük hava yollarının iltihaplanması ve daralması sonucu ortaya çıkan kronik bir akciğer hastalığı olarak bilinen astıma dair doğru bilinen yanlışlar bulunduğunun altını çizen Kaya, “Astım mevsimsel bir rahatsızlık değildir. Her yaşta ortaya çıkabilir ve ciddi sonuçlar doğurabilir. Birçok astım hastası, hala belirtilerle mücadele ediyor ve düzenli ilaç kullanıyor. Bu nedenle, astımın etkili bir şekilde yönetilmesi ve tedaviye devam edilmesi büyük bir önem taşıyor.” dedi.

Şiddetli astımın, kontrol edilmesi zor olan ve tipik ilaçlara ve tedavilere yanıt vermeyen bir astım çeşidi olduğunu belirten Kaya, “Düzenli ve uygun dozda ilaç alınmasına rağmen, bazı hastaların yaşam kalitesi hala etkilenmeye devam edebilir. Bazı hastalar ise kortizon içeren ilaçlar nedeniyle yan etkilere maruz kalabilirler. Bu hastalarda, okul, iş veya evde çalışmalarının engellendiği; gece yarısı ve sabah erken saatlerde sık sık nefes darlığı gibi belirtiler görülebilir. Eğer hasta, kullandığı tedaviye rağmen astım atağı geçiriyorsa ve sık sık kortizon içeren ilaçlara başvuruyorsa, mutlaka farklı bir tedavinin değerlendirilmesi için hekimine başvurmalıdır. Bu, hastanın semptomlarının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin artırılması açısından önemlidir.

 


Astım, tekrarlayan ve ataklar halinde nefes darlığına sebep 


Astım, tekrarlayan ve ataklar halinde gelişen nefes darlığı, nefes alışverişi sırasındaki hırıltı veya ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Bu belirtileri gösteren kişilerin en kısa sürede hekim kontrolüne gitmeleri ve tedaviye başlamaları hastalığın ilerlememesi ve hayati risk oluşturmasının önlenmesi açısından kritiktir.  Ayrıca, alerjik reaksiyonu tetikleyebilecek veya solunum yollarına hasar verebilecek risk faktörlerinden de dikkatle kaçınmak gerekiyor” şeklinde konuştu.

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/05/astimda-tedavi-surekliligine-ve-risk-faktorlerine-dikkat-881.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/05/astimda-tedavi-surekliligine-ve-risk-faktorlerine-dikkat-881.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/05/astimda-tedavi-surekliligine-ve-risk-faktorlerine-dikkat-881-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/05/astimda-tedavi-surekliligine-ve-risk-faktorlerine-dikkat-881.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/astimda-tedavi-surekliligine-ve-risk-faktorlerine-dikkat/3197/</link>
			<pubDate>Mon, 06 May 2024 13:01:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yumurtalık kanseri hakkında bilinmesi gereken 8 önemli nokta!]]></title>
			<description><![CDATA[Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda görülme sıklığı giderek artan yumurtalık kanseri, kadın kanserleri arasında ikinci sırada yer alıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2050 yılına gelindiğinde her yıl dünyada yumurtalık kanseri tanısı alanların sayısının yüzde 55,  bu kanserden dolayı hayatını kaybeden kadınların sayısının da yüzde 70 artacağı tahmin ediliyor. Ancak dünya ölçeğinde yapılan bir çalışma; yumurtalık kanseri tanısı alan kadınların üçte ikisinin bu kanser hakkında hiçbir bilgisinin hatta duyumunun bile olmadığını ortaya koyuyor! 

 

ayrıntılar...

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı “Kadın kanserlerine karşı toplumsal farkındalığın artırılması şarttır. Her kadının en azından yılda bir jinekolojik muayenesinin yapılması ve jinekolojik şikayetleri olduğunda da vakit kaybetmeden hekime başvurması hastalıkların erken tanısı açısından çok önemlidir. Yumurtalık kanserinde olguların yüzde 75’inden çoğu ileri evrelerde tanı alabildiğinden, kadın kanserleri arasında en ölümcül seyredenidir. Bu nedenle ‘sessiz katil’ olarak da adlandırılabilmektedir” diyor. Prof. Dr. Serkan Erkanlı 8 Mayıs Dünya Yumurtalık (Over) Kanseri Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada, yumurtalık kanseri hakkında bilinmesi gereken 8 önemli noktayı anlattı, çok önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

 


Bu sinyalleri mutlaka dikkate alın!


Yumurtalık (Over) kanseri erken evrede genellikle hiç belirti vermeyebildiğinden erken teşhis edilemeyebiliyor. İlerlemeye başladığında ise; şişkinlik hissi ve masum görünen sindirim problemlerine yol açsa da hastaların bunu önemsememesi tanı ve tedavinin gecikmesine neden oluyor. Hastalık ilerlediğinde karında şişlik, kasık, bel ve karın ağrısı, sık idrara çıkma/idrar zorluğu, kabızlık, yorgunluk, kilo kaybı ve bazen de anormal kanama gibi belirtiler ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Serkan Erkanlı “Eğer bu şikayetler her gün oluyorsa ve birkaç hafta devam ediyorsa mutlaka detaylı değerlendirme için hekime başvurulması gereklidir. Özellikle menopoz döneminde vajinal kanama olursa hemen bir hekime başvurulmalıdır” diyor. 

 


Artık genç yaşlarda da görülüyor! 


Yumurtalık kanseri genellikle 60’lı yaşlarda görülmekle beraber son yıllarda obezite, östrojen hormon maruziyeti ve gebeliğin ötelenmesi gibi etkenlerle daha genç yaşlarda da karşımıza çıkıyor. Özellikle 20 yaş altındaki hastalarda germ hücreli tümörler olarak bilinen farklı bir türün görülme riskinin çok daha yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Erkanlı, bunlar arasında kanser olanların daha hızlı ilerlediğini söylüyor. 

 


40 yaşından sonra risk artıyor!


Yumurtalık kanserinin gelişmesinde ilerleyen yaş en önemli risklerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bir kadının hayat boyu ameliyat gerektirecek bir over kitlesi geliştirme riski yüzde 5-7 arasında bulunurken, bu kitlenin kanser olma ihtimali yaş ile beraber ciddi oranda artıyor. “40 yaşından sonra risk artmakta, özellikle de menopoza girildiğinde çok daha riskli bir dönem başlamaktadır” diyen Prof. Dr. Erkanlı, bu nedenle her kadının en azından yılda bir jinekolojik muayenesinin yapılmasının ve jinekolojik şikayetleri olduğunda da vakit kaybetmeden hekime başvurmasının çok önemli olduğunu vurguluyor.

 


Bu etkenler yumurtalık kanseri riskini artırıyor! 


Yumurtalık kanserine zemin hazırlayan riskler arasında; yaşın yanı sıra, hiç doğum yapmamış olmak, erken yaşta adet görmeye başlamak (12 yaş öncesi), geç menopoza girmek (55 yaş), endometriozis, menopozda hormon tedavisi, infertilite ve yanlış yaşam alışkanlıkları gibi birçok etken bulunuyor. Ayrıca aile öyküsü ve bazı genetik kanser sendromlarında over kanser riski artıyor. Over kanserlerinin yaklaşık yüzde 20-25’inden kalıtsal genetik anormallikler sorumlu tutuluyor.  

 


Yanlış yaşam alışkanlıklarına dikkat!


Prof. Dr. Serkan Erkanlı, günümüzde sedanter (hareketsiz) yaşam tarzı, obezite, paketlenmiş hazır gıdaların tüketilmesi, fazla yağlı beslenmek gibi sağlıksız beslenme alışkanlıkları, kanserojen maddelere maruz kalınması, talk pudrası kullanılması gibi unsurların yumurtalık kanseri gelişiminde rol oynadığının düşünüldüğünü belirtirken, sigara içmenin de riski ciddi oranda artırdığını vurguluyor. 

 


Bu önlemler riski azaltabiliyor! 


Yumurtalık kanserine yol açabilen yaş, aile öyküsü, genetik yatkınlık gibi bazı risk faktörleri değiştirilemese de diğer risk faktörlerini azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak mümkün olabiliyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkanlı “Örneğin; sağlıklı beslenmek, yaşa uygun egzersizler yapmak, kilo kontrolü sağlamak, kanserojen maddelerden mümkün olduğunca uzak durmak ve toplum olarak farkındalığın artırılması fayda sağlayacak yaklaşımlardır. Gebelik ve emzirmenin yumurtalık kanseri riskini azalttığını biliyoruz. Bunun yanı sıra doğum kontrol hapları kullanımı her 5 yıl için yumurtalık kanseri riskini yüzde 20’ye varan oranlarda azaltmaktadır” diyor. 

 


Önleyici cerrahiler ile riski azaltmak mümkün!


BRCA1 veya BRCA2 gibi genetik mutasyon taşıyan hastalarda yumurtalık ve fallop tüplerinin alınması şeklinde önleyici cerrahiler uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Serkan Erkanlı şöyle konuşuyor: “Bu hastalarda özellikle aile tamamlandıktan sonra mutasyon tipine göre BRCA1 için 35-40 ve BRCA2 için 40-45 yaşları arasında önleyici cerrahiler önerilmektedir. Bu cerrahi sonrasında yumurtalık kanserine yakalanma riski yüzde 85-%95 oranında azaltılmaktadır. Ayrıca son yıllarda yapılan çalışmalarda fallop tüplerinin yumurtalık kanseri gelişimindeki rolü saptanmıştır. Dolayısı ile rahim alınması için ameliyat olan hastalarda fallop tüplerinin alınması yapılan çalışmalara göre yumurtalık kanseri riskini azaltmaktadır.”

 


Çocuk sahibi olunabiliyor


Yumurtalık kanserinde ana tedaviyi cerrahi oluşturuyor. Erken evrede yapılan iyi bir cerrahi sonrasında başka alanlara sıçrama saptanmazsa, tümör tipi vb kriterler de uygun olduğunda sadece cerrahi yeterli olabiliyor ve ek tedaviye ihtiyaç kalmıyor. Özellikle son dönemlerde gebelik yaşının artmasıyla beraber over kanseri tanısı alıp da henüz çocuk sahibi olmamış hastaların sayısının arttığını belirten Prof. Dr. Serkan Erkanlı “Bu durumda hastalığın evresi ve tümör tipine göre üremeyi koruyucu cerrahiler yaparak, üreme organlarını kısmen koruyarak hastanın kanserden kurtulma ve çocuk sahibi olma şansını artırabiliyoruz” diyor. İleri evrelerde ise kapsamlı cerrahilerle hastanın sağkalım oranları artabiliyor. Cerrahi sonrası kemoterapi ile tedavinin desteklenmesi gerekirken, uygun şartlara sahip olan hastalarda ‘akıllı ilaçlar’ denilen yeni tip ilaçlar kullanılarak hastaların sağkalım süresi artırılabiliyor. 

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/05/yumurtalik-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta-2724.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/05/yumurtalik-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta-2724.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/05/yumurtalik-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta-2724-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/05/yumurtalik-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta-2724.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/yumurtalik-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta/3196/</link>
			<pubDate>Mon, 06 May 2024 11:56:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bayramda KALP sağlığı nasıl korunur? - TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bozbaş...]]></title>
			<description><![CDATA[Ramazan Bayramı’nda beslenme alışkanlığımız nasıl olmalı? - ''Bayrama geçişimiz yavaş olmalı. Ramazan ayı boyunca yavaşlayan metabolizmamızı bir anda hızlandırmayacak, afallatmayacak şekilde beslenmeliyiz. Bunun için bayram gününe hafif bir kahvaltı ile başlanmalı ve gün içinde de hafif gıdalar tercih edilmelidir.'' İŞTE, bayramda kalp sağlığını korumanın yolları...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

	
	Prof. Dr. Hüseyin Bozbaş
	
	
	TOBB ETÜ Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı
	



 


	Ramazan ayında vücudumuzda ne tür değişiklikler oldu? Oruç ve beslenme alışkanlığımız vücudumuzu nasıl etkiledi?


Ramazan ayı boyunca vücudumuzda metabolik olarak birtakım değişiklikler oldu. Açlığa, susuzluğa ve daha az uyumaya vücudumuz uyum geliştirdi. Yani metabolizmamız, vücudumuzun işleyişi, organ ve dokularımızın çalışması yavaşladı.

 


	Ramazan Bayramı’nda beslenme alışkanlığımız nasıl olmalı? Bayrama geçişte ne yapmalıyız?


Bayrama geçişimiz yavaş olmalı. Ramazan ayı boyunca yavaşlayan metabolizmamızı bir anda hızlandırmayacak, afallatmayacak şekilde beslenmeliyiz. Bunun için bayram gününe hafif bir kahvaltı ile başlanmalı ve gün içinde de hafif gıdalar tercih edilmelidir. Yemekler yavaş yenmeli ve iyice çiğnenmelidir. Kızartmalardan, kavurmalardan ve hamur işi tatlılardan uzak durulmalıdır. Tatlılar doyumluk değil, tadımlık olarak -en az miktarda- tüketilmelidir.

 


	Bayramda sağlıklı beslenemediğimiz zaman ne tür sorunlar bekler bizi? Kalp damar sağlığı açısından bayramda ağır beslenme ne tür riskler getirir, kalp krizi riski artar mı?


Mide ve sindirim rahatsızlıkları, kan şekerinde yükselme,  tansiyonda ve nabızda dalgalanmalar izlenebilir. Ağır yemek sonrası kan şekerimiz aniden yükselir ve buna cevap olarak vücudumuzda yüksek oranda insülin salgılanır. Bu yaşanılan şekerdeki yükselme kalp sağlığımızı olumsuz etkiler; kan yoğunlaşır ve akışkanlığı azalır. Hem tansiyonun hem de şekerin aniden yükselmesi damar içinde pıhtı oluşumuna yol açabilir ve kalp krizi riski artabilir. 

 


	Bayram süresince hangi hastalar beslenme açısından daha yüksek risk taşır ve daha dikkatli olmalıdır?


Bu dönemde yüksek risk taşıyabilecek gruba kalp damar hastalığı olanları, kalp yetmezliği olanları, şeker hastalığı olanları, yüksek tansiyonu olanları, böbrek yetmezliği olanları ve karaciğer hastalarını dahil edebiliriz. Bu tür kronik hastalığı olanların beslenme bakımından daha dikkatli olmaları gerekir.

 


	Misafir ağırlamayı, ikramda bulunmayı çok seven bir toplumuz. Bayramda yağ ve kalori bakımından fazla beslendiğimiz zaman ne tür şikayetler görülür?


Karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma olabilir. Reflüsü olanlarda göğüste yanma izlenebilir. Karında şişkinlik, ishal, kabızlık ve hazımsızlık görülebilir. Kalp damar hastalarında ağır yemek sonrası göğüs ağrısı olabilir.

 


	Bayramda tatlı seçimi nasıl olmalı, hangi tatlıdan ne ölçüde yiyebiliriz?
	Glisemik indeksi yüksek, yani şeker oranı yüksek olan tatlılara dikkat etmeliyiz. Hamur işi tatlıların çok yüksek oranda karbonhidrat içerdiğini unutmayalım. Hamurun kendisi başlı başına yüksek karbonhidrat içerirken üzerine bir de şeker/şerbet ilave ediliyor. Yani, olay katmerleniyor. O nedenle, hamurlu tatlı yerine sütlü tatlıların tercih edilmesi gerekir. Ve bunun da ölçülü miktarda olmasına dikkat edilmelidir. "Sütlü tatlılardan dilediğimiz kadar yiyebiliriz" sonucu çıkartılmamalıdır.


 


	İkram edilen yiyeceği geri çevirmemek gibi bir göreneğe sahibiz toplum olarak. Bayramda ne yapalım, ikramlar için nasıl bir yol izleyelim?


Kalp damar hastalığımız, şeker hastalığımız, yüksek tansiyonumuz, kalp yetmezliğimiz, böbrek yetmezliğimiz varsa sağlığımız açısından zarar getirecek ikramlara hayır diyebilmeliyiz. Hayır diyemiyorsak bu ikramları tadımlık tüketebiliriz. Prof. Müftüoğlu hocamızın güzel bir tanımlaması var. Diyor ki:“Tatlılar doymak için değil, tatmak içindir”. Çok güzel bir söz; benim çok sevdiğim bir söz. Tatlıyı doymak için yemeyelim; onun yerine sadece tadına bakalım, ağzımız tatlansın.

 


	İkram edeceklere, ev sahiplerine, misafir ağırlayanlara ne tür tavsiyelerde bulunulabilir?


İkramlarımızı küçük porsiyonlar halinde sunalım. İkram yaptığımız kişinin kronik bir hastalığı varsa bu ikramları geri çevirmesini anlayışla karşılayalım. Ona bunun için özgür olduğunu hissettirelim. “Bugün bayram, bugün bir şey olmaz” demeyelim. Emek harcayarak yaptığımız tatlılarımızı tadımlık olarak ikram edelim. Tadı ağızlarında kalsın. Unutmasınlar bizi.

 


	İçecek tercihimiz nasıl olmalı?
	İlk tercihimiz elbette su olmalı. Bunun dışında ayran ve ev yapımı limonata tercih edilebilir. Şekerli ya da yapay tatlandırıcılar ve katkı maddesi içeren içeceklerden uzak durulmasını önemle tavsiye ederim.


 


	Bayramda kalp damar hastalarına ne tür önerileriniz olur, kalp damar hastaları bayramı nasıl geçirsinler?


Madde madde şu şekilde özetleyebilirim: Bayram gününe geçiş yavaş olsun. Güne hafif bir kahvaltıyla başlayalım, gün içindeki ikramları ara öğün olarak alalım. Hem ana öğünlerde hem de ara öğünlerde hafif gıdaları tercih edelim. Ana öğünün üzerine yüksek kalorili tatlılar tüketmeyelim. Tatlı tercihimizi sütlü tatlılardan yana kullanalım ve bunların da porsiyonu küçük olsun lütfen. Yine tatlı tercihimizi az miktarda meyve ile de yapabiliriz. Burada yine miktara dikkat etmek gerekir. Meyve tüketirken de meyve şekeri aldığımızı aklımızdan çıkarmayalım. Ölçülü miktarda meyve tüketelim.

 

- İlaçlarımızı aksatmadan, güzel bir şekilde kullanmaya devam edelim.

 

- Bol sıvı tüketelim, bu çok önemli. Günlük 2-3 litre arasında sıvı almamız gerektiğini unutmayalım.

 

- Egzersize ara verilmemeli, bayram süresince de fiziksel olarak aktif olunmalıdır. Dışarı çıkamıyorsak ev içinde egzersiz yapalım.

 

- Ramazan ayında hastalarımızın ve hasta yakınlarının bir bölümünün sigara ve alkolü bırakmış olduklarını gözlemliyorum. Bu fırsatı iyi kullanalım. Hazır bırakmışken tekrar bu zararlı alışkanlara dönmeyelim.

 

- Özetle kalp damar sağlığımızı bayramda da ihmal etmeyelim. Bayram tadında günler geçirmek dileklerimle.

 

(sgk dünyası)
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/04/bayramda-kalp-sagligi-nasil-korunuz-tobb-etu-tip-fakultesi-kardiyoloji-ana-bilim-dali-baskani-prof-dr-bozbas-5760.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/04/bayramda-kalp-sagligi-nasil-korunuz-tobb-etu-tip-fakultesi-kardiyoloji-ana-bilim-dali-baskani-prof-dr-bozbas-5760.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/04/bayramda-kalp-sagligi-nasil-korunuz-tobb-etu-tip-fakultesi-kardiyoloji-ana-bilim-dali-baskani-prof-dr-bozbas-5760-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/04/bayramda-kalp-sagligi-nasil-korunuz-tobb-etu-tip-fakultesi-kardiyoloji-ana-bilim-dali-baskani-prof-dr-bozbas-5760.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/bayramda-kalp-sagligi-nasil-korunuz-tobb-etu-tip-fakultesi-kardiyoloji-ana-bilim-dali-baskani-prof-dr-bozbas/3190/</link>
			<pubDate>Sun, 07 Apr 2024 18:39:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kilo vermek için yemekten 10 dakika önce bir bardak su için]]></title>
			<description><![CDATA[Vücut ısısını dengelemekten hücrelere oksijen taşınmasına, cildi tazelemekten eklemleri ve organları korumaya kadar birçok faydası bulunan su, metabolizma hızını artırması sebebiyle diyette önemli bir rol oynuyor. Günlük tüketilmesi gereken su miktarının, bir anda değil güne bölerek yavaş yavaş içilmesi gerektiğine dikkat çeken Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, diyette su tüketimi ve sağlıklı su seçiminin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hayati fonksiyonların sağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi için yeterli miktarda su tüketilmesi büyük bir önem taşıyor. Özellikle, dirençli ve aşırı kilolardan kurtulmada da sağlıklı bir yaşamın temel unsurlarından olan su; doğru tüketim ile hem ödem atmaya hem de kilo vermeye yardımcı oluyor. Bu süreçte mutlaka 8-10 bardak su tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, daha kolay doymak ve sindirimin kolaylaştırılmasını sağlamak için yemekten 10 dakika önce 1 bardak su içilmesini öneriyor.

 

ayrıntılar...


“Doğru zamanda ve yeterli miktarda su tüketimi kilo vermeye yardımcı oluyor”


Vücudun yüzde 60’tan fazlasının sudan oluştuğunu ve su içmenin kilo vermede büyük bir etkisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, “Su biyolojik bir çözücüdür ve bu rolüyle vitaminlerin ve minerallerin hem vücutta taşınmasını hem de çözülmesini sağlar. Vücut sıcaklığının düzenlenmesinde çok önemli bir rol oynar. Cildin nemlenmesinde, toksinlerin atılmasında ve vücudun temizlenmesinde temel bir görev üstlenir. Böbreklerin çalışmasını kolaylaştırır. Kayganlaştırıcı bir madde olması nedeniyle birçok organın gerektiği gibi çalışmasını sağlar. Ayrıca, suyu doğru zamanda tüketmek de büyük bir önem taşır. Örneğin, uyandıktan sonra 2 bardak su içmek iç organlarınızı harekete geçirir, banyoya girmeden önce 1 bardak su içmek ise kan şekerini dengeler. Bu nedenle doğru zamanda ve yeterli miktarda su tüketimine diyet sürecinde mutlaka dikkate etmek gerekiyor. 

 


“Vücudun ihtiyaç duyduğu su miktarını karşılarken doğal kaynak ve doğal mineralli suları tercih edin


Kilo vermenin yanı sıra vücudun ödem tutmaması ve sağlık sorunları yaşamamak için de su tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Aktepe, şöyle konuştu: “Ödem, özellikle kadınların sıkça yaşadığı bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor ve yaşam kalitesini de olumsuz yönde etkileyebiliyor. Sabah kalktığınızda aynada şişmiş bir yüz, parmaklara yüzük takamamak, ayakkabının içine girmeyen ayaklar, ödemin başlıca belirtilerindedir. Bu nedenle, ödemden kurtulmak için sağlıklı beslenmenin yanı sıra günlük 8-10 bardak su tüketmek gerekir. Bu oran, vücut ağırlığına göre değişiklik gösterebilir. Gün boyu içmeniz gereken su miktarını mevcut kiloyu 30 ile çarparak hesaplamak mümkün. Vücudun ihtiyaç duyduğu su miktarını karşılarken ise, doğal kaynak ve doğal mineralli sular tercih edilmelidir. Bu sular, sadece susuzluğu gidermekle kalmaz, aynı zamanda vücuda önemli faydalar sağlar.

sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/02/kilo-vermek-icin-yemekten-10-dakika-once-bir-bardak-su-icin-8875.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/02/kilo-vermek-icin-yemekten-10-dakika-once-bir-bardak-su-icin-8875.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/02/kilo-vermek-icin-yemekten-10-dakika-once-bir-bardak-su-icin-8875-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/02/kilo-vermek-icin-yemekten-10-dakika-once-bir-bardak-su-icin-8875.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/kilo-vermek-icin-yemekten-10-dakika-once-bir-bardak-su-icin/3171/</link>
			<pubDate>Fri, 09 Feb 2024 18:00:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dildeki renk değişimi ne anlama geliyor, bize ne söylemek istiyor? ]]></title>
			<description><![CDATA[Eczacı-Homeopat Ezgi Nevçehan, dildeki renk değişiminin birçok farklı nedeni olabileceğini söyledi. Dildeki renk değişimlerinin, dildeki sararmanın bir ‘belirti’ olduğunu vurgulayan Nevçehan, “Dilin üzerinde oluşan bazı lekeler çeşitli hastalıkların göstergesi olarak kabul edilmektedir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İnsan vücudunun iyi incelenmesi halinde birçok şeyi anlattığına işaret eden uzmanlar, dildeki renk değişimlerinin, sararan dilin aslında bir gösterge olduğunu söylüyor. Vücudumuzdaki değişimler bizi uyarıyor. Renklerden tutun da oluşan değişikliklere kadar birçok belirti, vücudumuzun bize verdiği bir uyarı anlamına geliyor.

 

ayrıntılar...


Dil, vücudumuzdaki en iyi göstergelerden biridir 


Eczacı-Homeopat Ezgi Nevçehan, dilin her halinin vücudumuz açısından bir gösterge olduğunu ifade etti. Nevçehan, “Dil kaslardan oluşur ve üzeri mukoza tabakasıyla kapalıdır. Dilin üzerinde papilla denen kabarcıklar bulunur ve bunlar besinlerdeki tatlı, tuzlu, acı ve ekşi gibi lezzet duyularının algılanmasını sağlar. Dil üzerinde oluşan bazı lekeler çeşitli hastalıkların göstergesi olarak kabul edilmektedir” dedi ve şu bilgilendirmelerde bulundu:

Ağız Hijyeni: Dilin üzerinde biriken bakteriler, yiyeceklerin kalıntıları ve ölü hücreler, dilin sararmasına neden olabilir. Yetersiz ağız hijyeni de dilin sararmasına katkıda bulunabilir.

Sigara Kullanımı: Sigara içmek, ağızda plak ve tartar birikmesine neden olur. Bu birikintiler, diş ve dişetlerinin yanı sıra dili de etkiler. Sigara içmek, ağızda koku ve tat bozukluğuna da neden olabilir.

Beslenme Alışkanlıkları: Aşırı baharatlı veya asitli yiyecekler, diş minesinin aşındırılmasına ve dilin sararmasına neden olabilir.

Bazı İlaçlar: Bazı ilaçlar dilin sararmasına neden olabilir. Antibiyotikler, antifungal ilaçlar, demir takviyeleri gibi bazı ilaçlar, dilde lekelenmeye veya sararmaya neden olabilir.

Mantar Enfeksiyonları: Candida albicans gibi mantarlar, ağızda enfeksiyona neden olabilir ve dilde beyaz lekelerin yanı sıra sararmaya da neden olabilir.

Bazı Sağlık Sorunları: Diyabet, siroz, anemi gibi bazı sağlık sorunları, dilin sararmasına neden olabilir.

 


Dil, dil pası renklerine göre beden bize ne anlatmak istiyor?


Hastalığın dil üzerinde farklı renkler oluşturarak ortaya çıktığını söyleyen Nevçehan, “Dilde yaşanan renk değişikliklerine bağlı olarak rahatsızlık kısa sürede fark edilebilmektedir. Paslı dil hastalığında dil, beyaz, sarı kahverengi ve siyah renklerde olabilmektedir” dedi. Nevçehan, renklerle ilgili şu bilgileri verdi:

Mor lekeler: Dil üzerindeki mor noktalar; diyabet, cilt kanseri ve bağışıklık sistemi hastalıklarının belirtisidir.
Kırmızı noktalar ve lekeler: demir ve B12 vitamini eksikliği yaşıyor olabilirsiniz.
Beyaz lekeler: Mide ve bağırsaklarda oluşan gastrit, enteririt, kolit, gartoenterit gibi enfeksiyonların belirtisidir ve bu bölgelerde yoğun miktarda bakteri ve mantar bulunduğunu gösterir.

Sarı lekeler: Dilde sararmanın yanı sıra dirsekler, dizler eller ve ayaklarda da sarı renk görülür. Bu belirtiler yüksek kolesterol seviyesinin habercisi olabilir. Kolesterol yüksekliğinin yol açtığı en önemli hastalıkların başında kalp gelmektedir. Ayrıca, dilin ortasında bulunan sarımsı tabaka, karaciğer rahatsızlığına işarettir.

Kahverengi lekeler: Kabızlık problemi, bunun yanı sıra aşırı alkol tüketimi ve sigara içmek, dil üzerinde kahverengi leke oluşumuna yol açmaktadır.

Yeşil lekeler: Antibiyotiklerin, hormonların ve bazı diğer besin preparatlarının kullanımı dilde yeşil lekelerin oluşmasına neden olabilir.

Siyah: Bağışıklık sisteminin çok zayıflamış olduğunu işaret eder. Bağırsaklara yerleşen mantarların ürettiği aşırı toksik madde sebebiyle, bağırsaklar tahrip olmuş demektir. 

Dilde pas olmasına neden olan diğer hastalıklar, hormon bozuklukları, vitamin yetersizliği, menopoz sonrası eklemlerde zayıflama, kalbin sağ toplardamarında zafiyet, varis ve basur gibi damar hastalıklarıdır.

sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/02/dildeki-renk-degisimi-ne-anlama-geliyor-bize-ne-soylemek-istiyor-7060.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/02/dildeki-renk-degisimi-ne-anlama-geliyor-bize-ne-soylemek-istiyor-7060.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/02/dildeki-renk-degisimi-ne-anlama-geliyor-bize-ne-soylemek-istiyor-7060-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/02/dildeki-renk-degisimi-ne-anlama-geliyor-bize-ne-soylemek-istiyor-7060.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/dildeki-renk-degisimi-ne-anlama-geliyor-bize-ne-soylemek-istiyor/3169/</link>
			<pubDate>Thu, 08 Feb 2024 15:00:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[HPV aşıları hakkında doğru sanılan 8 yanlış!]]></title>
			<description><![CDATA[Virüs bulaşması sonucu oluşan ancak bu virüse karşı geliştirilen aşı sayesinde korunmanın da  mümkün olduğu tek kanser türü olan Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri, dünyada her yıl yaklaşık 600 bin kadının kapısını çalıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Cinsel yolla bulaşan HPV (Human Papilloma Virüs)’nin yol açtığı Rahim Ağzı Kanseri’nin HPV aşısı ile önlenebildiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Faruk Köse buna karşın gerek toplumsal farkındalığın az olması gerekse doğru sanılan yanlış bilgiler nedeniyle yeterince önlem alınamadığını vurguluyor. Anne ve babaların hem çocuklarına hem de kendilerine HPV aşısı yaptırmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. M. Faruk Köse Ocak ayı Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada HPV aşıları hakkında doğru sanılan 8 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 


Erkeklere HPV aşısı yapılması gerekmez!: YANLIŞ!


DOĞRUSU: HPV virüsü erkeklerde siğil oluşumuna ve tedavi edilmezse penis ya da anal kanserlere yol açabilir. Ayrıca cinsel yolla bulaşan bu virüste erkeklerin taşıyıcı konumunda bulunmalarından dolayı da HPV aşısı olmaları önemlidir. Kızlarda ve erkeklerde HPV aşısının 15 yaşına kadar toplam 2 doz, 15 yaşından sonra ise toplam 3 doz yaptırılması gerekir. 

 


İleri yaşta fayda sağlamaz!: YANLIŞ!


DOĞRUSU: Bilimsel çalışmalar; HPV aşılarının kadınlarda ve erkeklerde ileri yaşlarda yapılması durumunda da etkili koruma sağladığını göstermektedir. Kadınlarda üst yaş sınırı bulunmazken, erkekler 45 yaşına kadar HPV aşısı yaptırabilir.  

 


Aşılar güvenli değildir, aşıya bağlı felçler ve ölümler vardır!: YANLIŞ!


DOĞRUSU: Dünya Sağlık Örgütü aşıları ‘aşırı güvenli’ olarak tanımlamıştır. Aşılara bağlı hastalıklar, felçler, ölümler kesinlikle yoktur. Çünkü aşı içerisinde canlı veya öldürülmüş mikrop bulundurmaz. Bu nedenle aşıya bağlı herhangi bir hastalık veya kanser oluşmaz. 

 


Doğal enfeksiyon aşıdan daha koruyucudur!: YANLIŞ!


DOĞRUSU: Doğal enfeksiyonun koruyucu olmadığı kanıtlanmıştır. HPV servikal çatlaklardan ortalama 30-120 dakika içinde tabandaki hücrelere ulaşır ve hücre içerisine girerek enfekte eder. Dolaşımda bulunmadığından immün sistemden saklanarak antikor cevabı oluşturulamaz. 

 


HPV aşısı tedavi edicidir!: YANLIŞ!


DOĞRUSU: HPV aşısı korunmak için yapılır; mevcut HPV enfeksiyonunu tedavi etmez. Ancak HPV virüsü her zaman kansere yol açar gibi bir düşünceye kapılmamak gerekir. Çünkü virüs alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından iki yıl içinde büyük oranda temizlenir. Tekrar alınma riskine karşı HPV enfeksiyonu geçirmiş olsun ya da olmasın herkese yapılmalıdır.  

 


Aşı yaptırmadan önce smear veya HPV testi yaptırılmalıdır!: YANLIŞ!


DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Faruk Köse “Aşılama öncesi smear alınması veya HPV DNA testi yapılması kesinlikle gerekli değildir. Smear bozuk veya parça alınıp rahim ağzı kanseri öncüsü olan hücresel değişiklikleri gösteren CIN bozukluğu (Servikal Intraepitelyal Neoplazi) çıkan kadınlarda şiddetle HPV aşıları tavsiye edilmektedir. Hastalığın tekrar etme riskini azaltır” diyor. 

 


Gebe olduğu bilinmeden aşı yapılmışsa gebelik sonlandırılmalıdır!: YANLIŞ!


DOĞRUSU: Yeterli bilimsel çalışma olmadığından HPV aşıları gebelik döneminde yapılmamalıdır ancak gebe olduğu bilinmeden aşı yapılmışsa gebeliği sonlandırmak kesinlikle gerekmez. Çalışmalar, aşılanmış gebe kadınların bebeklerinde doğumsal özürlü artışı göstermemiştir. Lohusalıkta güvenle yapılabilir.

 


Aşı genital siğillere karşı korumaz!: YANLIŞ!


DOĞRUSU: Prof. Dr. M. Faruk Köse, “HPV’nin 200’den fazla tipi vardır ve yüksek riskli tiplerden 15’inin kanserle ilişkisi bulunmuştur. Bunlar içerisinde tip 16 ve tip 18 bütün kanserlerin yüzde 80’inden sorumludur. İkili, dörtlü ve dokuzlu HPV aşıları vardır. HPV aşıları içerisinde bulundurdukları tiplere karşı yüzde 100 koruma sağlar. Örneğin; dörtlü ve dokuzlu aşı, hem erkekte hem de kadında genital bölgede siğil oluşumuna yol açan tip 6 ve tip 11’e karşı da korur” diyor. 

sgk dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/hpv-asilari-hakkinda-dogru-sanilan-8-yanlis-7085.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/hpv-asilari-hakkinda-dogru-sanilan-8-yanlis-7085.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/hpv-asilari-hakkinda-dogru-sanilan-8-yanlis-7085-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/hpv-asilari-hakkinda-dogru-sanilan-8-yanlis-7085.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/hpv-asilari-hakkinda-dogru-sanilan-8-yanlis/3160/</link>
			<pubDate>Tue, 30 Jan 2024 16:45:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Aile Hekimleri: “İnfluenzadaki artış dikkat çekici boyutlarda...”]]></title>
			<description><![CDATA[Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) Başkanı Dr. Türkü Yağmur Nehir, son günlerde ülke genelinde üst solunum yolu enfeksiyonu vakalarında ciddi bir artış yaşandığına dikkat çekerek, mevsim geçişlerinin olduğu günlerde üst solunum yolu enfeksiyonu vakalarında artışlar gözlemlendiğini ancak normalde bu vakaların genellikle nezle olarak hafif şekilde atlatıldığını belirterek “son zamanlarda influenza yani grip vakalarının arttığını görüyoruz” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu’ndan yapılan açıklamaya göre; influenza, ani başlayan ateşle birlikte, yaygın vücut ağrısı, kas ağrıları, baş ağrısı, boğaz ağrısı, bazen burun akıntısı ile kendini gösterebiliyor. Daha gürültülü bir tabloya hâkim olan bu hastalık, viral bir hastalık olması nedeniyle kendiliğinden iyileşebiliyor ancak nezleye göre daha fazla komplikasyon gösterebiliyor.

 

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) Başkanı Dr. Türkü Yağmur Nehir, influenzanın komplikasyonları arasında zatürre, orta kulak iltihabı, bronşit veya bronşiolitin en sık görülenler olduğunu söyleyerek sözlerine şunları ekledi. “Influenzadaki artış nedeniyle Acil Polikliniklerine ve Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) yapılan başvurularda çok ciddi oranda bir artış var. Öyle ki, artık sistem bu yükü taşımakta zorlanır hale geldi. Hastalar randevu bulamıyor, ASM kapılarında kuyruklar oluşuyor. Gerçekten tedavi ihtiyacı olan hastalar bekleyemediği için sağlık hizmetine ulaşamadan evlerine dönüyorlar.”

Bu yükü hafifletmek için hep birlikte çalışılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Türkü Yağmur Nehir, yükü hafifletmek adına vatandaşlarımızın dikkat etmesi gereken bazı hususlar olduğunu söyledi. “Her şikâyet, bir sağlık kuruluşuna başvuruyu gerektirmez. Bu hastalıkların çoğu kendiliğinden iyileşir. 1 haftadan uzun süren şikayetler olduğunda, ateşin tedaviye rağmen düşmediği durumlarda, öksürüğün fazlalaştığı, özellikle soluk alıp vermekte zorlanma başladığı durumlarda, 2 yaş altı çocuklarda ve risk grubundaki hastalarda (diyabet, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, astım vb.) hızlı soluma, zor nefes alma gibi bir durum olduğunda bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir.”

Bu ve benzeri durumlar için vatandaşın sağlık okur yazarlığını artırmak adına halk sağlığı eğitimleri düzenlenmesinin önemin vurgulayan AHEF Başkanı Dr. Nehir, bunun bir devlet politikası haline getirilmesinin önemini de belirterek “bu konularda bilinçlenme, sağlıktaki yükü ciddi olarak hafifletecektir” dedi.

 


AHEF: Aile Sağlığı Merkezleri, ciddi bir iş yükü altına sokulup gerçek amacından uzaklaştırılmıştır


AHEF’ten yapılan açıklamada, aile hekimlerinin asıl görev ve sorumluluklarına dönmeleri gerektiği vurgulandı. “Unutmayalım, grip ağır geçebilen bir hastalıktır. Bu sebeple aşılama dönemlerinde risk grubundaki herkes aşılanmalıdır. Bu konularda detaylı bilgiye aile hekimlerinizden ulaşabilirsiniz. Aile hekimleri ve Aile Sağlığı Merkezleri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin koruyucu sağlık kısmında önemli bir görev ve sorumluluk almaktadır. Birçok konuda özellikle hastalıkların önlenmesi ve hastalıklardan korunma noktasında değerli bilgiler verebilecek Aile Sağlığı Merkezleri, ciddi bir iş yükü altına sokulup gerçek amacından uzaklaştırılmıştır. Gerçekçi olmayan hedefler konularak iş motivasyonu düşürülmüş, yaşadığı sorunlar nedeniyle de bir türlü kendi görev ve sorumluluklarına vakit ayıramaz hale getirilmiştir.”

AHEF Başkanı Dr. Nehir de konuyla ilgili olarak “Aile hekimlerinin ve Aile Sağlığı Merkezlerinin sorunları bir an önce çözüme kavuşturularak asli görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi konusunda uygun ortamın sağlanması, gerekli düzenlemelerin bir an önce yapılması önem arz etmektedir. Çözüm önerilerimizi ve sahanın gerçeklerini ifade edebilmek, hatta ortak bir akılla tüm bu sorunların giderilebilmesi için çalışmalar yürütmek adına sayın Sağlık Bakanımızı ilk fırsatta ziyaret edebilmek isteriz” dedi.

Görev ve sorumlulukları ile 85 milyona doğrudan dokunan AHEF, sağlıklı aile hekimliği sisteminin, sağlıklı nesiller anlamına geldiğine, bunun da aslında tüm toplumun ortak meselesi olduğuna da açıklamasında yer verdi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/aile-hekimleri-influenzadaki-artis-dikkat-cekici-boyutlarda-7280.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/aile-hekimleri-influenzadaki-artis-dikkat-cekici-boyutlarda-7280.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/aile-hekimleri-influenzadaki-artis-dikkat-cekici-boyutlarda-7280-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/aile-hekimleri-influenzadaki-artis-dikkat-cekici-boyutlarda-7280.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/aile-hekimleri-influenzadaki-artis-dikkat-cekici-boyutlarda/3153/</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jan 2024 00:54:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı - Tüberküloz belirtileri...]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

	
	Tüberküloz belirtileri...
	
	Sağlık Bakanlığı





 

sağlık haberleri
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/saglik-bakanligi-tuberkuloz-belirtileri-8713.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/saglik-bakanligi-tuberkuloz-belirtileri-8713.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/saglik-bakanligi-tuberkuloz-belirtileri-8713-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2024/01/saglik-bakanligi-tuberkuloz-belirtileri-8713.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/saglik-bakanligi-tuberkuloz-belirtileri/3150/</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jan 2024 00:36:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Nomofobi ve Netlessfobi - DİJİTAL ÇAĞIN KAYGI BOZUKLUKLARI!]]></title>
			<description><![CDATA[Teknoloji, hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar gibi teknolojik cihazların her alanda kullanılması, dijital bağımlılık gibi yeni bir sorunu da beraberinde getiriyor. LifeClub Sağlık Hizmetleri’nden Uzm. Klinik Psk. Cansu Karaman dijital bağımlılık ile ilgili önemli konulara dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bağımlılık; bir nesneye ya da bir varlığa duyulan isteğin, bireyin hayatını negatif etkilemesine rağmen, ona karşı koyamaması olarak tanımlanmaktadır. Birçok çeşidi olan bağımlılığın son yıllardaki en sık görüleni, dijital bağımlılıktır.

 

Dijital bağımlılık, aşırı mobil cihaz kullanımı sonucu ortaya çıkan bir davranışsal bozukluktur. Günümüzde teknolojinin de ilerlemesiyle birlikte “dijitale bağımlı birey” kavramı ortaya çıkmıştır. Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından dijital oyun ya da internet bağımlılığı, genellikle sosyal normlara giren ve bir kişinin yaşamını ciddi şekilde etkileyen yıkıcı bir davranış kalıbı olarak tanımlanmaktadır.

 


Belirtileri Nelerdir?


LifeClub Sağlık Hizmetleri’nden Uzm. Klinik Psikolog Cansu Karaman, dijital bağımlılığın belirtilerini şöyle sıraladı:

Dijitale bağımlı kişiler;

-Çevresiyle iletişim kurmak yerine sosyal medya arkadaşlıklarını tercih ederler,

-Mobil cihazlardan uzak kaldığı zaman kendilerini yalnız hissederler,

-Sürekli çevrimiçi olmak isterler,

-Sosyal medya araçlarını yoğun olarak kullanırlar,

-Sosyal ortamlarda bile sosyal ağlara odaklanırlar,

-Yüz yüze iletişim kurmayı sevmezler,

-Sosyal medyadan uzak kalınca huzursuz ve yoksunluk hissederler,

-Hayatlarındaki tüm aktiviteleri sosyal medyada paylaşmayı isterler,

-Sosyal medyada takip ettikleri kişilerle kendi hayatlarını karşılaştırırlar.

 


Nomofobi ve Netlessfobi Nedir?


Fobinin, herhangi bir durum karşısında kişinin kendini tehlikede hissederek ileri düzeyde korkuya kapılma hali olarak tanımlandığını belirten, Uzm. Klinik Psk. Cansu Karaman, dijital kaygı bozuklukları Nomofobi ve Netlessfobi ile ilgili şunları söyledi:

“Nomofobi, kişinin cep telefonu ile kurduğu iletişimden uzak kalma korkusu olarak tanımlanmaktadır.

Bu kişiler; cep telefonunda çok zaman harcarlar, bir veya daha fazla cep telefonu olur ve her zaman çantalarında şarj cihazı taşırlar, cep telefonunu kaybetme ya da cep telefonun yanında olmaması, şarjının bitmesi düşüncesi kişiye kaygılı ve gergin hissettirir, cep telefonu kullanımının yasaklandığı yerlerden (uçak, tiyatro ve havaalanı gibi) olabildiğince kaçınırlar, cep telefonu ile birlikte uyuma gibi belirtiler gösterebilirler.

Netlessfobi, aşırı internet kullanımından kaynaklı olarak kişinin internetsiz kalmaktan korkması ve kaygılanması olarak tanımlanmaktadır.

Netlessfobik kişiler ise; günlük hayatlarında internet erişiminin kısıtlanmayacağı yerlerde vakit geçirirler, günde 8 saatten fazla aktiftirler, internete bağlanamadıkları zaman hayatın durduğunu düşünürler, internet kesildiğinde çevresindeki insanların veya takip ettikleri kişilerin hayatlarından bir şeyleri kaçırdıklarını ve diğer insanlardan geride kalacaklarını düşünürler, uyuyor bile olsalar telefonlarını kendilerinin rahat ulaşabilecekleri yerlerde bulundururlar, sosyal medya hesaplarına gelen bildirim seslerinden keyif alırlar, internetten kısa süre bile olsa uzak kalamazlar.

Netlessfobi dünya çapında bir sorun haline gelmiştir ve kişileri psikolojik ve fizyolojik açıdan olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle bağımlılık duygusunun oluşturduğu etki, kişilerde depresyona kadar uzayabilmektedir.”

 


Dijital Bağımlılık Nasıl Önlenir?


LifeClub Uzm. Klinik Psikoloğu Cansu Karaman, dijital bağımlılığı önlemek için yapılması gerekenler hakkında şu uyarılarda bulundu:


	Gün içerisinde sosyal medyada vakit geçirme zamanı belirleyin. Örneğin; sabah 20 dakika, gece 20 dakika olabilir ve kendinize verdiğiniz sürenin sonuna geldiğinizde mutlaka kapatın.
	Spor yapmak ya da kitap okumak gibi hoşunuza gidecek aktivitelere zaman ayırın.
	Kendinizi teknolojik bağımlılıktan koruyabilmek için gün içinde küçük molalar verin.
	Telefonunuzda sosyal medya bildirimlerinin görünürlüğünü ve sesini kapatın.
	Çevrenizle olan iletişiminizi yazılı olarak değil, yüz yüze olarak yapmaya çalışın.
	Ancak bu önerilere rağmen dijital bağımlılıkla baş edemiyorsanız ve işlevselliğinizde bozulmalar fark ediyorsanız mutlaka psikolojik destek alın.


SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/nomofobi-ve-netlessfobi-dijital-cagin-kaygi-bozukluklari-4556.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/nomofobi-ve-netlessfobi-dijital-cagin-kaygi-bozukluklari-4556.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/nomofobi-ve-netlessfobi-dijital-cagin-kaygi-bozukluklari-4556-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/nomofobi-ve-netlessfobi-dijital-cagin-kaygi-bozukluklari-4556.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/nomofobi-ve-netlessfobi-dijital-cagin-kaygi-bozukluklari/3137/</link>
			<pubDate>Sat, 11 Nov 2023 16:00:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Diyabet Hakkında Doğru Sanılan 6 Hatalı Bilgi!]]></title>
			<description><![CDATA[Çağımızın önemli bir sorunu olan diyabet dünyada görülme sıklığı en hızlı artan hastalıklardan biri. Dünyada yaklaşık 537 milyon kişinin diyabet hastası olduğu tahmin ediliyor. Diyabetik hastaların sayısının 2030 yılında 643 milyona, 2045 yılında ise 783 milyona çıkması bekleniyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye, dünyada diyabetin en hızlı arttığı 5 ülke arasında ilk sıralarda yer alıyor. Ülkemizdeki erişkin nüfusun yüzde 42’sinin diyabetik ya da prediyabetik (gizli şeker) olduğu belirtiliyor. Toplumun yaşlanması, şehirleşme sonucu gelişen yetersiz hareket ve sağlıksız beslenme nedeniyle obezitenin yaygınlaşması, diyabetin hızla artmasının temel sebeplerini oluşturuyor. Kalp-damar hastalıklarının, körlüğün, kronik böbrek yetmezliğinin, uzuv kayıplarının en önemli ve en sık görülen sebebinin kontrol edilemeyen diyabet olduğu belirtiliyor.

 

Acıbadem Maslak Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, aslında diyabet hastalarının tedavilerine düzenli devam etmeleri, beslenme ile yaşam alışkanlıklarına dikkat etmeleri halinde sağlıklı ve aktif bir yaşam sürebildiklerine dikkat çekerek, “Ancak toplumda diyabet ve tedavisi hakkında doğru sanılan hatalı bilgiler ve bu yönde hareket edilmesi nedeniyle hastalığın tanısı geç konabiliyor, tedavide istenilen başarıya ulaşılmakta güçlük   çekilebiliyor. Bunların sonucunda diyabetin yol açtığı kalp ile damar hastalıkları, görme kaybı ve böbrek hastalığı gibi pek çok komplikasyon gelişebiliyor” diyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında toplumda diyabet hakkında doğru sanılan 6 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

 


Doktorumun ilacımı bir kez düzenlemesi yeterlidir. YANLIŞ!


DOĞRUSU: Hastaların zaman içinde tedavilerinde değişiklik yapmaya ihtiyaç duyulabiliyor; ilaçların bazılarının kesilmesi veya yeni bir ilaca başlanması gerekebiliyor. Bazen oluşan komplikasyonlar nedeniyle de tedavide değişiklik yapılması yönünde karar alınabiliyor. Dolayısıyla diyabet hastalarının düzenli aralıklarla doktor kontrolünde olmaları yaşamsal önem taşıyor. 

 


Doktorum insüline başladı, hayat boyu insülin kullanacağım. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Bazı hastaların (örneğin insüline bağımlı, tip 1 diyabet hastaları ve hamileler) hayat boyu insülin kullanmaları gerekirken bazı hastalarda ise hastalığın başında bir süre insülin tedavisine başlanıp sonra bu tedaviyi kesmek mümkün olabiliyor.  Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, bazen de zaman içinde hastanın pankreasındaki insülin rezervi azaldığı için insülin tedavisine kademeli bir şekilde geçildiğini  belirterek, “Yaklaşık 100 yıldır kullanmakta olduğumuz insülin pek çok hastanın hayatını kurtarmış ve kurtarmaya da devam ediyor. Ancak tedavi düzenlerken gereksiz insülin tedavilerinden kaçınmak da hekimin değerlendirmesi sonucu karar verilecek bir husustur” diyor. 

 


Hamile kalamam, hamile kalsam bile insülin bebeğime zarar verir. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Diyabeti olan kadınlar da hamile kalabiliyor ve sağlıklı çocuklar dünyaya getirebiliyorlar. Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, bazen hamilelik sırasında salgılanan bazı hormonlar nedeniyle gebelik diyabetinin gelişebileceğine işaret ederek, “Burada önemli olan, daha önceden diyabeti olan anne adaylarının hamile kalmadan önce kan şekeri ayarlamalarının yapılması ve tedavilerinin hamilelik sürecine uygun olarak düzenlenmesidir. Hamilelik sırasında diyabet gelişen anne adaylarının da hamilelik tamamlanana kadar beslenme ve gerekirse tıbbi tedavi almak için doktorlarıyla işbirliği içinde olmaları gerekiyor. Yaygın inanışın aksine, hamilelikte kullanılan insülin plasentaya geçmiyor ve bebeğe herhangi bir zarar vermiyor” diyor.   

 


Kan şekerimi ilaçlarla düşürerek istediğimi yiyebilirim. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: “Diyabetin beslenme tedavisinde miktar ve kalori hesabı önemlidir, ancak yediklerimizin içeriği de önemlidir” uyarısında bulunan Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, şöyle konuşuyor: “Sağlıklı ve işlenmemiş gıdalar vücudumuzda sağlıklı mekanizmaları harekete geçiriyor ve vücudumuzun işleyişi de ona göre oluyor. Kalorisi aynı olsa bile örneğin işlenmiş-rafine edilmiş, katkı maddesi içeren bir besin vücudumuzda kanser ya da damar sertliği yapıcı mekanizmaları harekete geçirebiliyor. Bu da özellikle diyabeti olan hastalarda kan şekeri kontrolünde ve komplikasyonlardan korunmada vücudun savunma mekanizmalarını zayıflatıyor. Dolayısıyla ilaç kullanmak kan şekeri kontrolünde ve komplikasyonlardan korunmada yeterli gelse de hastaların her istedikleri gıdayı tüketmelerinden kaçınmaları çok önemlidir”   

 


Bazı bitkiler veya vitaminler diyabeti tedavi edebilir. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Bitkisel olduğu iddia edilen maddeler ve bazı vitamin olarak adlandırılan kimyasal ilaçlar her geçen gün daha yaygın bir şekilde kullanılıyor. Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, diyabeti tamamen ortadan kaldıran ya da tedavi eden bitkisel bir ilaç ya da vitaminin olmadığını vurgulayarak, “Unutulmamalıdır ki bu maddeler pek çok yan etkiye neden olabiliyor ve organlara kalıcı hasar verebiliyor. Kan şekerini dengelemede yardımcı olabilecek, örneğin yeşil çay-tarçın gibi bazı bitkiler-baharatlar, zaten hangi miktarda ve ne zaman kullanması gerektiği söylenerek hekim tarafından gerekirse hastaya tavsiye ediliyor” diyor. 

 


Diyabet hastalığında kişiye özel tedaviye gerek yoktur. YANLIŞ! 


DOĞRUSU: Tüm dünyada, diyabet tedavisinin bireyselleştirilmesine gün geçtikçe daha fazla önem veriliyor. Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, diyabet hastalığında tedavinin mutlaka diyabetin tipine göre planlanması gerektiğini belirterek, “Çünkü her hasta farklı olduğu gibi her ilaç da her hastaya uygun olmuyor. Kişide mevcut olan veya olması muhtemel komplikasyonları ve eşlik eden hastalıkları da göz önünde bulundurup tedavinin ona göre planlanması önem taşıyor. Örneğin, kilo sorunu ön planda olan ve ciddi insülin direnci yaşayan bir hasta ile uzun süreli diyabete bağlı insülin eksikliği olan bir hastanın tedavisinin aynı şekilde düzenlenmesi beklenemez. Ayrıca hastanın sosyal durumu,  beslenme ile aktivite düzeyi gibi faktörler de dikkate alınarak, tedavi hastanın yaşamında en az kısıtlama olacak şekilde düzenleniyor. Her hastadaki sorun farklı olduğu için tedavinin bireyselleştirilmesi başarıda kilit rol üstleniyor.” diyor. 

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/diyabet-hakkinda-dogru-sanilan-6-hatali-bilgi-405.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/diyabet-hakkinda-dogru-sanilan-6-hatali-bilgi-405.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/diyabet-hakkinda-dogru-sanilan-6-hatali-bilgi-405-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/diyabet-hakkinda-dogru-sanilan-6-hatali-bilgi-405.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/diyabet-hakkinda-dogru-sanilan-6-hatali-bilgi/3136/</link>
			<pubDate>Sat, 11 Nov 2023 09:00:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Egzersizin Menopoza 5 Faydası]]></title>
			<description><![CDATA[Tüm dünyada insan ömrünün uzaması ile birlikte menopozal dönem yaşam süresi ve bundan etkilenen kadın sayısı da artıyor. Menopoz neden olduğu sistemik, biyolojik ve psikolojik değişiklikler nedeni ile kadın yaşamında önemli bir değişim noktasıdır. Menopozun kadın için bir son değil tam tersine yeni bir başlangıç noktası olduğunu söyleyen Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sibel Malkoç menopozla ilgili son gelişmeleri anlattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Hormon tedavisinde amaç kırıkların önüne geçmek


Kadın yaşam süresinin uzaması ile birlikte 60 yaşında bir kadının ortalama 21 yıl yaşayacağı öngörülüyor. Bu süreçte “Sağlıklı Yaşam” parametrelerini sağlamak, üretken olarak hayata devam etmek için menopozal kadınların uygun sağlık kontrollerinden geçmesi, nitelikli sağlık bakımı alması çok önemlidir. Menopozda hormon tedavisinde amaç kırıkların oluşmasını engellemektir. Osteoporoz sürecinde kaybedilen kemiği tamamen geri getirmek aslında mümkün değildir. Ancak kemik erimesi bazı tedaviler ile büyük oranda durdurulabilir. Bunun sonucunda ileri derecede osteoporoz olguları hariç, kırık oluşma riski de önemli derecede azalmış olur. 

 


Yaşam tarzı değişikliği şart


İlaç tedavisi dışında osteoporozun önlenmesi ya da ilerlemesinin durdurulması için yaşam tarzında da mutlaka bazı değişiklikler yapılmalıdır. Bu arada sigara içmenin kemik kaybını hatta menopoza girişi de hızlandırdığına dair bulgular vardır. Hormonal tedavi ile kemik kırıkları yaklaşık %50 oranında azaltılabilir. Tedaviye kalsiyum eklendiğinde sırt ve bel kemiği kırıklarında %80 oranında bir azalma saptanmıştır. Ayrıca 70 yaşın üzerindeki kadınlarda ve güneşin az olduğu bölgelerde yaşayanlarda tedaviye mutlaka D vitamini eklenmesi gerekir.

 


Egzersiz pozitif etki sağlar


Menopoza yaklaşan bir kadın, çocukların büyümesi ve evden ayrılması, ebeveynlerin yaşlanması, kariyer yükselmesi ve toplumsal sorumlulukların değişmesi gibi eş zamanlı dönüşümlerle karşı karşıya kalır. İşte tam da bu yüzden stres azaltıcı aktiviteler çok önemlidir. Stres azaltıcı aktiviteler menopoz döneminin başında olan kadın için çok olumlu etkiler ortaya çıkaracaktır. Meditasyon, yoga, kişisel hobiler ve bunların geliştirilmesi, düzenli egzersiz, kan basıncında regülasyona, duygu durumunda düzelmeye ve kişisel tatminde bir artışa yol açar. Bu dönemde eğitim, seyahat ve kişisel gelişim aracılığı ile yetenekleri  ve ilgi alanlarını keşfetmek mutlaka pozitif enerji sağlayacaktır. 

 


Egzersizin menopoza sağladığı 6 fayda



	Egzersiz menopoz döneminde estrojen kaybının yan etkilerinin azaltılması için en değerli araçtır. Tutarlı fizik aktivite iyi olma hissini, libidoyu, mental ve fiziksel performansı artırır. Egzersiz endorfin salınımını artırarak pozitif hissetmeyi sağlar.
	Düzenli egzersiz kemikleri güçlendirir, kan basıncı ve kolesterolü düşürür, kanser riskini azaltır. 
	Yapılan çalışmalar menopoz döneminde yapılan fiziksel egzersizin sıcak basmaları ve gece terlemelerinde önemli düzeyde azalma sağladığını gösteriyor. 
	Düzenli egzersiz yapan kadınlar daha az menopoz semptomları gösteriyor. 
	Menopoz döneminde ideal vücut ağırlığının idamesi koroner arter hastalığı riskini azaltarak kan basıncını düşürüyor, inme riskini azaltıyor.
	Menopoz döneminde obezite, kolon, rektum, endometrium ve meme kanseri riskini artırır. İşte bu nedenlerle menopozdaki kadınlar, ideal vücut kilolarında kalabilmek için düzenli egzersiz yapmalıdır.


SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/egzersizin-menopoza-5-faydasi-4737.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/egzersizin-menopoza-5-faydasi-4737.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/egzersizin-menopoza-5-faydasi-4737-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/egzersizin-menopoza-5-faydasi-4737.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/egzersizin-menopoza-5-faydasi/3131/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 10:00:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Lösemi şüphesi oluşturan 4 önemli soru!  ]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuklar düşe kalka büyüyor… Bu sırada küçük morluklar, ufak sıyrıklar oluşması olağan. Ancak özellikle diz üstündeki yumuşak dokuda hiç bir nedeni yokken ortaya çıkan, sayıca artan, çabuk iyileşmeyen morluklara dikkat etmek gerekiyor. Çünkü sıklıkla oyun çağında rastlanan lösemi ilk belirtilerini genellikle bu şekilde gösteriyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, lösemi şüphesi oluşturan, ihmale gelmez belirtileri anlattı, anne ve babalara önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 

Halk arasında ‘kan kanseri’ olarak bilinen lösemi, çocukluk çağı kanserleri içinde yüzde 30 görülme sıklığıyla en üst sıralarda yer alıyor. Yenidoğan döneminden ergenliğe kadar her yaşta rastlansa da sıklıkla 2-5 yaş arasındaki çocuklarda görülüyor. Genetik olduğu kadar çevresel faktörlerin de lösemiye yol açtığı, hatta çocuklarda genetik, yetişkinlerde ise çevresel faktörlerin daha etkili olduğu düşünülüyor. Tıbbi gelişmelerin her geçen gün hızlandığı ve daha etkili tedavi sonuçları verdiği günümüzde erken tanı ve doğru tedavi ile çocukluk çağı lösemisinde yüzde 75; akut lenfoblastik lösemide ise yüzde 95 oranında  iyileşme sağlanıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, lösemide yüksek iyileşme oranını yakalamak için erken tanının son derece önemli olduğunu vurguluyor. 

 


Pek çok belirti var!


Löseminin, kemik ya da kan hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalma ve bölünmesi sonucu ortaya çıkan, hayatı tehdit eden önemli bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Canpolat şöyle konuşuyor: “Löseminin halsizlikten ateşe dek pek çok belirtisi var. Nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, çabuk yorulma, halsizlik, kol ve bacak ağrıları, vücudun ağız, diş, burun gibi farklı yerlerinde oluşan ve iyileşmesi zaman alan küçük kanamalar, dışkıda ve idrarda görülen kan, karaciğer, dalak ve lenf bezlerinin büyümesi varsa anne babaların vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması gerekir.”

 


Kanamaya dikkat!


Löseminin belirtileri, diğer bazı hastalıkların belirtilerine çok benziyor. Kanama bunlar arasında farklı ve en dikkat çekici belirtilerden biri. Bazen cilt altı dokusunda, bazen diş ve damaklarda kanamaya rastlanıyor. Nedeni ise, trombosit sayısının lösemi nedeniyle düşmesi. Çünkü lösemi, kan hücrelerini olumsuz etkilediği için vücudumuzda kanamayı durdurmakla görevli trombosit sayısının hızla düşmesine ve dolayısıyla kanamalara, cilt altında oluşan kanamaların da morluk şeklinde görünmesine yol açıyor. 

 


Bu sorulara yanıt arayın


Lösemiye bağlı kanamaların sık rastlandığı bölgelerden biri, bacaklar.  Bacaklarda görülen morlukların çok önemli olduğunu ancak bu morlukların dizin üstünde olmasının daha önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat; “Diz altındaki morluklar yaramazlık ve dikkatsizlik anlamına gelse de diz üstündeki morluklar hastalık habercisi olabilir” sözleriyle anne babaları uyarıyor. Özellikle 2-12 yaş arasındaki oyun ve okul çağındaki çocuklarda çarpma, düşme sonucu oluşsa da diz üstündeki yumuşak dokuda bir morluk gördüğünüzde, aşağıdaki sorulara yanıt arayın. Bir ya da bir kaçına evet diyorsanız, hemen bir uzmana başvurun. İşte morluklarla ilgili yanıtlamanız gereken sorular: 


	Morluklar dizin üstünde mi?



	Sayıca fazla mı?
	Çarpma sonucu mu yoksa kendiliğinden mi oluşuyor?
	Fazla büyük ve koyu renkli mi?


 


Lösemiye, basit bir kan sayımı ile tanı konuyor


Hemotoloji uzmanının çocuğu muayene etmesi ve yapılacak basit bir kan sayımı ile pek çok hastalığın oluşmasına veya ilerlemesine engel olunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz Canpolat, sözlerine şöyle devam ediyor: “Eğer gerekiyorsa kemik iliğinin incelenmesiyle tanı konuluyor. Vakit kaybetmeden tanı konulması halinde lösemi hastaları, tipi ve risk grubuna göre 2 ila 3 yıl süren bir tedavinin ardından iyileşip gündelik hayatına dönebiliyorlar. Günümüzde tıbbın hızla ilerlemesi, kan hastalıklarının ve özellikle löseminin tedavisindeki başarıyı çok artırıyor. Çocukluk çağı lösemisinde genel olarak bu oran yüzde 75, akut lösemide ise yüzde 90’ın üzerinde. Buradaki en önemli nokta, hastanın erken teşhis edilmesi ve sonrada da iyi bir tedavi görmesi. Erken teşhiste anne babaların dikkatli bir gözlemci olmaları ve şüphe uyandıran durumlarda bir uzmana başvurması hayati önem taşıyor.” 

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/losemi-suphesi-olusturan-4-onemli-soru-605.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/losemi-suphesi-olusturan-4-onemli-soru-605.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/losemi-suphesi-olusturan-4-onemli-soru-605-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/11/losemi-suphesi-olusturan-4-onemli-soru-605.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/losemi-suphesi-olusturan-4-onemli-soru/3130/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Nov 2023 14:59:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bu hastalıklar kapınızı çalıysa…]]></title>
			<description><![CDATA[Havaların bir ısınıp bir soğuduğu bugünlerde pek çok kişide boğaz ağrısı, öksürük, burun tıkanıklığı, hapşırık, ateş ve yaygın vücut ağrıları görülüyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, özellikle sonbaharla birlikte kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi, okul ve kreşlerde de solunum yolu ve temasla kolayca bulaşan virüs ve bakterilere sıkça maruz kalınmasının hem çocukları hem de yetişkinleri olumsuz etkilediğini belirterek, alınacak bazı basit ama etkili önlemlerle korunmanın mümkün olabileceğini söylüyor. Soğuk algınlığı (nezle) veya grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının tedavi edilmediğinde çok ciddi hastalıklara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Yıldız Okuturlar son günlerde en sık görülen 5 hastalığı anlattı, korunma yollarına ve tedavide dikkat edilmesi gerekenlere yönelik bilgiler verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

 

1. SOĞUK ALGINLIĞI (NEZLE)

Soğuk algınlığında şikayetler daha çok hapşırma, gözlerde sulanma, burun tıkanıklığı/ akıntısı olarak kendini gösteriyor. Hapşırma ve öksürmeyle virüslerin bulunduğu damlacıklar gerek solunum yoluyla, gerekse yüzeylerin üzerinde saatlerce kalabildiklerinden temas/dokunma yoluyla kişiden kişiye çok kolay ve hızlıca bulaşabiliyor. Soğuk algınlığı, ikincil bakteriyel enfeksiyonlar olan sinüzit, zatürre, bronşit ve orta kulak iltihabına yol açabildiğinden dikkatli olmak gerekiyor. 

 


Soğuk algınlığı kapınızı çaldıysa!


Soğuk algınlığının tedavisinde antibiyotiğin yeri olmayıp aksine gelişigüzel kullanılacak antibiyotik fayda yerine zarar veriyor. Soğuk algınlığının tedavisinde istirahat etmek, bol sıvı (su, ayran, kefir, çorba) tüketmek, burnu açık tutmak için tuzlu su içeren burun spreyi kullanmak, bağışıklığı güçlendirmek için mevsim sebze-meyveleriyle beslenmek ve yeterli ve kaliteli uykuya dikkat etmek gerekiyor.  

 

2. GRİP 

Özellikle ekim ayında başlayıp nisan ayına kadar görülme sıklığı artan grip; soğuk algınlığı şikayetlerine ek olarak yaygın vücut ağrısı, ateş, baş ağrısı, aşırı yorgunluk, göğüste rahatsızlık ve öksürükle kendini gösteriyor. 

 


Gribal enfeksiyon kapınızı çaldıysa!


Gribal enfeksiyonda influenza A ve B testi yaptırıp konulacak tanıya göre hekimin uygulayacağı antiviral tedavi ile iyileşme süreci hızlandırılacaktır. Evde de hijyen kurallarına uyulması ve bağışıklığı güçlendirmek için sağlıklı beslenme, istirahat, uyku, bol sıvı tüketimi ve mevsim sebze ve meyvelerinin tüketimi büyük önem taşıyor.  

 

3. COVID-19

Bu yıl da sonbaharla birlikte artış gösteren Covid-19 enfeksiyonu; ateş, boğaz ağrısı, tat ve koku kaybı, yaygın kas ve eklem ağrıları, öksürük, nefeste daralma, göğüste ağrı, sırt ve bel ağrısı, bulantı, kusma ve ishalle kendini gösteriyor. Hastalık bazı bireylerde daha ağır seyrettiğinden aşı olmayı ihmal etmemek gerekiyor. 

 


Covid-19 kapınızı çaldıysa!


Hastalık şikayetlerinin başlamasıyla doktor takibine girmek önemli. Covid-19’da test pozitifliği durumunda kendinizi izole etmeniz ve maske takmanız virüsün yayılmasını önleyecektir. Ellerinizi sık yıkamanız ve öksürürken peçete veya maske kullanmanız önemlidir. Tedaviye rağmen ateşiniz varsa, nefes almakta zorluk yaşıyorsanız, sırt veya göğüs ağrısı hissediyorsanız mutlaka doktorunuza bildirin. Bağışıklığınızı güçlü tutmak için gerekli kurallara dikkat edin.

 

4. ZATÜRRE

Özellikle yaşlı ve kronik hastalığı olanlarda hayati riske yol açabilen ve hastaneye yatışı gerektirebilen zatürre; öksürük, balgam, yüksek ateş, nefes darlığı, sırt veya yan ağrısı ile kendini gösteriyor. Bu nedenle en kısa sürede doktora başvurmak gerekiyor. Bakteriyel zatürreden korunmak için aşılanmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yıldız Okuturlar “KOAH (Kronik Tıkayıcı Akciğer Hastalığı) hastalığı olanlar, 65 yaş üstü, diyabet, kalp hastalığı ve böbrek yetersizliği olanların pnömokok aşısı için doktorlarına başvurmaları önemlidir. Grip aşısı da sizi grip sonrası gelişecek zatürreden önleyecektir” diyor. 

 


Zatürre kapınızı çaldıysa!


Zatürre genellikle, doktorun başlayacağı antibiyotik tedavisinden üç veya beş gün sonra düzelme başlar. Bağışıklığı güçlendirmek için sağlıklı beslenmek, dinlenmek ve bol sıvı tüketmek çok önemli. Aksi taktirde daha da ağırlaşabiliyor. 

 

5. FARENJİT (BOĞAZ İLTİHABI)

Sonbahar ve kış aylarında çok sık görülen hastalıklardan olan farenjite bakterilerin ve virüslerin yanı sıra soğuk hava ve soğuk içecekler de yol açabiliyor. Boğaz ağrısı, yutma güçlüğü, yüksek ateş, baş ağrısı ve kulak ağrısına yol açan farenjitte antibiyotik tedavisi gerekebildiğinden doktora gitmeyi ertelememek gerekiyor. Bademcikler üzerinde sürüntü alma yoluyla hızlı test yapılıp tanısı konulabiliyor. 

 


Farenjit kapınızı çaldıysa!


Farenjit olduysanız doktorunuzun önerisiyle antibiyotik tedavisine başlanabilir. Şikayetleri azaltmada; ağrı kesici, pastil, boğaz spreyi, tuzlu gargara ve soğuk buhar gibi uygulamalar faydalı olabilir. Sigara içilmemesi ve sigara dumanına maruz kalınmaması da iyileşme sürecinde çok önemlidir. Çoğunlukla antibiyotik başlandıktan iki gün sonra işe/okula  dönülebilir. Tüm diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi bağışıklığı güçlü tutmak için gerekli kurallara dikkat etmek gerekir. 

SGK Dünyası
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/10/bu-hastaliklar-kapinizi-caliysa-8693.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/10/bu-hastaliklar-kapinizi-caliysa-8693.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/10/bu-hastaliklar-kapinizi-caliysa-8693-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sgkdunyasi.com/images/haberler/2023/10/bu-hastaliklar-kapinizi-caliysa-8693.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sgkdunyasi.com/bu-hastaliklar-kapinizi-caliysa/3125/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Oct 2023 16:55:35 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>